Create Your Glitter Text

Image Hosted by ImageShack.us "Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif - Blogcu


"Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif

Tanım

"Ashab'ım ne hoş topluluktur. Allah onları hayırla mükafatlandırsın!" (hadis-i şerif


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* msn space

Kategoriler

  • Asere-i Mubessere
  • Diger Hanim Sahabiler
  • Erkek Sahabiler
  • Hala ve Teyzeleri
  • Peygamberimizin Hanimlari
  • Peygamberimizin Kizlari
  • Peygamberimizin Torunlari


  • Tarih: 13:23, 16/11/2007
    Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı


    Tarih: 13:23, 16/11/2007
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Şehit Bayram Ali Öztürk Rha. Kimdir ?


    Şehit Bayram Ali Öztürk, 1952'de Trabzon'nun Of İlçesi'nde doğdu. Çocukluğu Adapazarı'nda geçen Bayram Hoca, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Farsça, Arapça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca bilen Bayram Hoca, hukuk eğitimi de aldı. Büyük İslam alimlerinden İmam Rabbani'nin mektuplarından oluşan 'Mektubat-ı Rabbani' kitabını ezbere bilen ve her pazar sabahı İsmailağa Camii'nde sohbet veren Şehit Bayram Ali Öztürk'ün bir oğlu, iki de kızı bulunuyor.

    Bayram Hoca, muhakkik, muttaki bir ilim adamıydı. “Büyük hocalardan” ders okumuştu. Yıllarca Mahmud EfendiHz. Sadreddin Yüksel, Halil Günenç ve Mehmet Savaş gibi kudema bezmine ahirde gelen allamelerin ilim halkalarında bulunmuştu.

    Bayram Hoca’nın ibare ve ifade vukûfiyeti ilim ehli tarafından takdirle karşılanırdı. “Kem aletle kemâlât olmayacağını” bilenler, Onda ders okumayı Allah Teala’nın bir ihsanı olarak telakki ederlerdi.

    Muhterem Mahmut Efendi Hz.öğrencileri arasında Ona ayrı bir alaka gösterirdi. Yıllarca ders olarak okuttuğu İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin “Mektubat”ını okuyup, şerhetme görevini Ona vermişti. Sultan Selim Camii’nde Pazar sabahları, namazdan sonra akdedilen sohbet programının bir bölümünde gür sesi ve geniş müktesebatıyla yıllarca mektupları tercüme ve şerh etti. Bir ara haftanın her günü sabah namazlarından sonra İsmailağa Camii’nde de “Mektubat” dersleri vermişti.

    Bayram Hoca, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nden bahsederken kendisini, Onun adını ağzına almaya layık görmez, ismini telaffuz etme yerine “Sultan” kelimesini kullanırdı. Mektubat derslerinde zamanla o derece uzmanlaştı ki bir çok hocanın okumaya dahi cesaret edemediği mektupları kürsüde şerhetti. Bu yönü “Mektubatçı Bayram Hoca” diye tanımasına yol açtı.

    Bayram Hoca “Mektubat” dışındaki kitapları okutma noktasında da “müşarun bi’l-benan/parmakla gösterilen” bir ilim adamıydı. Zira İstanbul medreselerinde takip edilen klasik eserlerin yanı sıra doğu-batı medreselerinde okutulan bir çok kitabıda okutmaktaydı. Yıllar önce Arapça kitap satan bir dükkanda karşılaştığım bir öğrencisine “hocanız akaitte ne okutuyor?” diye sorduğumda talebesi şöyle demişti: “Said Ramazan el-Buti’nin Kübra’l-yakîniyyâti’l-kevniyye’sini henüz bitirdik, nasip olursa Seyyid Şerif Cürcani’nin Şerhu’l-Mevakıf’ine başlayacağız.” Ne oldu, başladılar mı, başladılarsa ne kadar devam ettiler bilemiyorum. Fakat bildiğim bir şey var ki o da bu devirde Şerhu’l-Mevakıf gibi kitapları okutabilecek hocaların sayısının iki elin parmaklarını geçmeyeceğidir.

    Bayram Hoca etraflı bir literatür bilgisine de sahipti. O, neyi, nerede bulabileceklerini araştıran hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağıydı. Ömrünü kitaplara vakfeden muasır bir İsmail Saib Sencer’di. Devlet kütüphanelerinin bir çoğundan daha büyük bir kütüphaneye sahipti. Buna rağmen durmaz, sık sık Sultanahmet’teki İrşad Kitapevi’ni ziyaret ederdi. Kitapevinde Onunla birkaç defa karşılaşmıştım. Yeni gelen kitaplara iştiyakla bakar, ilgisini çekenleri bir tarafa ayırırdı. Orada bulunan diğer kitap taliplileri, eserlerle alakalı istifsari sorular sorduklarında sözü alır, kitabın muhtevasından, tab’ eden yayınevlerine kadar ayrıntılı bilgiler verirdi.

    Bayram Hoca iyi bir vaiz olmasının yanı sıra tahkik ehli bir ilim adamıydı. Seçiciydi; her bulduğu kitabı okutmaz, her gördüğü meseleyi anlatmazdı. Bu yüzden muhatapları sözlerini senet gibi güvenilir kabul ederdi. Söylenmesi gereken hakikatleri anlatmaktan da çekinmezdi. Bu yüzden son yılları hayli sıkıntılı geçmişti. Takdir belgeleriyle onurlandırılması gerekirken cami cami sürüldü.

    Bir gün Fatih’te ikibinden fazla kişinin hazır bulunduğu bir camide teravih öncesinde vaaz ediyordu. O geceki konuşmasında Osmanlı Devleti’nden bahsediyor, Çanakkale başta olmak üzere diğer cephelerde tahakkuk eden Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve selem)in manevi yardımlarını anlatıyordu. Konuşurken ifadeler boğazında düğümleniyor, belli bir süre sonra kendini toparlayıp gür sesiyle “Cemaat! Bu topraklara sahip çıkın!” ifadesini tekrar ediyordu.

    Ulemanın kıt olduğu nasibsiz bir asırda yaşadığından omuzlarında büyük sorumluluk taşımaktaydı. Eşine az rastlanır bir ilim ve gönül eriydi. Büyük adamdı. Dünyaya “elveda” derken de büyük adamlar gibi gitti.

    Kitapseverler, müşkili olan öğrenciler, vaazlarını takip eden cemaat Bayram Hoca’yı unutamayacak. Daha şimdiden özlediklerini söylüyorlar. “Sultan buyuruyor ki” deyişini, kürsüdeki celalli sesini, müeddep duruşunu, en zor metinleri rahat bir şekilde çözüşünü, siyonizme kafa tutuşunu ve istikametini özleyecekler…

    Bayram Hoca etraflı bir literatür bilgisine de sahipti. O, neyi, nerede bulabileceklerini araştıran hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağıydı. Ömrünü kitaplara vakfeden muasır bir İsmail Saib Sencer’di. Devlet kütüphanelerinin bir çoğundan daha büyük bir kütüphaneye sahipti. Buna rağmen durmaz, sık sık Sultanahmet’teki İrşad Kitapevi’ni ziyaret ederdi.
    İlim Hayinesiydi,son derece mütevazi bir kişiliği vardı.

    Onun yokluğu bizler için büyük kayıp, zira onun gibi korkusuzca, göğsünü gere gere şeriat, hakikat diye haykıran osmanlı aşığı nadir bulunur.



    Ona,Sohbetlerine, bize verdiği öğütlere sahip çıkalım...
    Allah(c.c ) bizi onun Şefaatine nail eylesin.(amin )

    Tarih: 13:20, 16/11/2007
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Efendi HZ. den İbretli Sözler

    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

     

    1. Senin bir sünneti ihya etmen ile ALLAH'U TEALA ( c.c.) Rusya'nın Afganistan'ın atmış olduğu bombayı etkisiz hale getirir.
    2. Bir Hoca yüzbin televizyondan daha tesirlidir.
    3. Rabıta muhabbetle olur, muhabbette ittiba ile olur.İttiba edersen seversin ve sevilirsin.
    4. Mektubattan uzak kalındığı an feyiz kesilir.
    5. İnsanlar et gibi, ulema tuz gibidir. Tuzsuz et koktuğu gibi ulema ve sohbetinden mahrum kalanda çürür ve kokar.
    6. Cenab-ı Hakk sana amel defterinin oku dediği zaman yanına da Kur'an-ı Kerim'i koyacak.
    Soracak :" Bu günahı yaptın. Benim kitabımın neresinde buldun da yaptın, " buyuracak.
    7. Kuşluk namazını terk etmek bana ölümden daha ağır geliyor, kılmamaktansa ölmek daha hayırlıdır.
    8. Sarığı kabul etmeyenin Peygamberimiz ( s.a.v. ), Cebrail ( a.s. ), Allah-u Teala ( c.c. )'de kabul etmiyor.
    9. Bir kimse bir defa Kelime-i Tevhid getirse ve ikinci defa getirmek istediğinde soluk alsa, bu arada ki boşlukta imanı tozlanır ya seyrek olarak veya hiç demezse.
    10. Mevla Teala (c.c.)' dan başka neyi düşünüyorsan ona iman ediyorsun.
    11. İmam-ı Rabbani ( k.s.) şöyle buyuruyor: " Bir şahıs şayet günahlarına devam ederse ve ondan hoşlanırsa, hoşlanan kimse münafıktır."
    12. Dünya içinde herşey melundur, fakat zikrullah ile meşgul olan emri bil maruf nehy-i anil münker yapan okuyan ve okutan değildir.
    13. Senin mektubu annen, baban, hanımın aldığı anda birkaç gün okumasınlar kenara koysalar, gücenirsin. Rabbin seni gördüğü halde ondan gelen mektubu hiç eline aldığın yok, utanman lazım.
    14. Ottan, samandan süt yapan Allah (c.c.)'ya hayran kalmıyorsun da, kafirin elektriğine mi hayran kalıyorsun ?
    15. Allah'ın selamından önce iyi günler, iyi geceler, iyi akşamlar alo vs. gibi kelimeleri kullanmak büyük günahtır.
    16. Yedi yaşında ki bir çocuk kalbimizdekileri bilse dağların arkasına kaçarız. Mevla (c.c.) her şeyi biliyor, hiç utanmıyoruz.
    17. Avrupa modasına uymak, namazı terk etmekten daha ağır geliyor.
    18. Annenizin karnındaki çocukları okutun. Kendini, hanımını, çocuğunu seviyorsan arapça oku ve okut.
    19. Televizyon seyreden dinini sevmiyor demektir.
    20. Bu üç şey kimde olursa imanın tadını alır.
    a) Allah-u Teala (cc.)'yı sevecek.
    b) Peygamberimiz ( s.a.v.)'i sevecek.
    c) Sevdiği kardeşini yalnız Allah-u Teala (c.c.) rızası için sevecek.
    21. Bir kimse asılacağından korktuğu gibi imandan küfre döneceğinden de öyle korkacak.
    22. Siz ilme ne kadar önem verirseniz ben de size o kadar önem veririm.
    23. Bir insan altından camii yaptırsa, fakat mektubatı dinlemese bir şey yapmış sayılmaz.
    24. 4000 sünnet-i seniyyeden fazla sünnet vardır. Bunlardan üç tanesini terk ediyorsam bana tabi olmayın.
    25. Öleceğim zaman son nefesim kalsa, yine size okuyun derim.
    26. Zikirsiz yapılan tefekkür, yazın yağan kara benzer.
    27. Yaptığımız amel adet haline gelmiş, halbuki bir insan düşünse, ben Allah ( c.c.) mürakebesi altındayım. Melekler her saniyemizi yazıyor. Ancak o zaman ameller ibadet olur.
    28. Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen, nefis seni batıl ile meşgul eder.
    29. Bir kimse emri bil maruf yapacağım diye yola çıksa sonra siyasetten bahsetse, onun azabını kimse ölçemez.
    30. Her kim kadına bakarsa, gözlerine eritilmiş kalay dökülür.
    31. " Bir kimse kadınlar açık gezse ne olur?" demiş olsa o adam mürted olur.
    32. Dünya sevgisi insanı şaraptan daha sarhoş eder ve ateşe girmeye cesaret verir.
    33. Sarıl bir hak dostuna, kurumuş yaprak gibi ezse'de ses çıkarma sakin ol toprak gibi.




    Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri


    Tarih: 12:44, 16/11/2007
    Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

    PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)VE ÇOCUK SEVGİSİ 

    Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz ümmetini, evlenip çocuk sahibi olarak çoğalmaya teşvik etmiş, çocukları sevmiş ve herkesin  sevmesini istemiştir. Kendileri deve üzerinde bir yerden gelirken çocukları görürse, onları devesine alır ve sevindirirdi. Çocukları sevdiği için rastladığı yerde selâm verir, böylece hem onların gönüllerini hoş eder, hem de terbiye ederdi.

    Bir gün Hâlid bin Saîd (r.a.)isimli bir sahabî, yanına aldığı küçük kızı ile beraber Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyarete gelmişdi. Kız Habeşistan'da dünyaya geldiği için ona Habeş dili ile 'güzel kız'diye hitap etmiş, onu yanına almış, kızın kendisi ile oynamasına ve bu arada, iki kürek kemiği arasındaki 'peygamberlik mührü'ile oyalanmasına izin vermişti. Bilâhare kendisine bir yerden etrafı işlemeli kumaş parçaları hediye edilmiş, bunu kime vereceğini bir müddet düşündükten ve yanındakilere sorduktan sonra, Hâlid'in bu küçük kızını çağırtarak kumaşları ona vermiştir. Bir başka gün yoksul bir kadın, iki çocuğu ile beraber Hz.Âişe'ye gelir. Âişe vâlidemiz bunlara, verecek başka bir şey bulamadığı için, bir tek hurma verir, kadın da bu hurmayı iki parçaya böler ve çocuklarına verir. Müsâfirler ayrıldıktan sonra Resûlüllah (s.a.v.) Hz.Âişe'nin yanına gelince, Âişe vâlidemiz hâdiseyi kendilerine anlatır.  Efendimiz şu cevabı verirler:
    'Allah, kimlere çocukları sevdirir, onlar da hakkıyla severlerse ateşten kurtulurlar.'

    Çocukluğunu Peygamberimiz(s.a.v.)'inyanında geçiren Hz. Enes (r.a.), Resûlüllah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
    'Uzunca kılmak üzere bir namaza durduğum zaman, bir çocuğun ağladığını duyarsam, namazımı kısaltırım; çünkü çocuğun ağlaması anneyi üzer."

    O'nun çocuklara karşı sevgisi ve merhameti yanlızca Müslüman çocuklarına ait değildir. Bir savaşta, iki ordu arasında kalan birkaç çocuk ölmüştü. Sonradan Resûlüllah (s.a.v.)vaziyeti haber aldı ve son derece üzüldü. Ashab O'nun bu derece üzüldüğünü görünce
    'Ey Allah'ın Resûlü!Niçin bu kadar üzülüyorsunuz, onlar nihayet kâfir çocukları değil mi? dediler ve şu cevabı aldılar:
    'Bu çocuklar, Allah'a şirk koşan kâfirlerin çocukları da olsalar, dikkat ediniz; çocukları öldürmeyiniz, aslâ çocukları öldürmeyiniz! Her insan, Allah'ın insan rev'ine verdiği fıtrî hususiyetlerle doğmaktadır!'

    Efendimiz (s.a.v.) elindeki meyveleri en küçük çocuklara verir, onları sever, okşar ve öperdi. Birgün yine çocukları severken bir bedevî gelmiş,
    'Siz çocukları böyle severmisiniz? Benim on torunum var, daha bir tanesini kucağıma alıp sevmedim' demişti.
    Resûl-İ Ekrem (s.a.v.),
    'O halde Allah seni, şefkat duygusundan mahrum etmiş'buyurdu.

    Kâinat, yüzü suyu hürmetine hürmetine yaratılan Sevgili Peygamberimiz, Mekke'den Medîneye ulaştığı sırada ensâr kızları -diğer kalabalık içinde- karşılamaya çıkmış, kasîdeler okumuşlardı... Bu çocukları okşadı ve onlara sordu:
    'Beni sever misiniz?'hepsi birden 'evet'diye cevap verdiler; O da,
    'Bende sizi, hepinizi seviyorum'buyurdu.


    Tarih: 20:06, 22/5/2007
    Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->

    &font=fonts/plainn_lib12.swf&glitter=glitters/glitter17.swf&swfHeight=221&bevel=1&shadow=1&glow=1&blur=0&fade=0&blink=0&fontsize=90&num=17" quality="high" wmode="transparent" width="390" height="221" name="glitters" align="middle" allowScriptAccess="never" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" />
    Create Your Glitter Text