Create Your Glitter Text

Image Hosted by ImageShack.us "Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif - Blogcu




"Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif

Tanım

"Ashab'ım ne hoş topluluktur. Allah onları hayırla mükafatlandırsın!" (hadis-i şerif


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* msn space

Kategoriler

  • Asere-i Mubessere
  • Diger Hanim Sahabiler
  • Erkek Sahabiler
  • Hala ve Teyzeleri
  • Peygamberimizin Hanimlari
  • Peygamberimizin Kizlari
  • Peygamberimizin Torunlari

  • ESSEYYİD MUHAMMED MUSTAFA İSMET GARİBULLAH-BÜYÜK ŞEYH-EFENDİ(kuddisessirrahu)


    İsmet Babamızın aynı zamanda Ali Haydar Efendi Hazretlerinin Tekkesi İsmailağa Camiinin alt tarafında patrikhanin karşısında bulunuyor.

       Altın silsilenin 32. sırasında bulunan,Efendi Hazretlerimizin çok önem vererek ezberlediği ve her sohbetinin başında bir beytini okuduğu Risale-i Kudsiyye sahibi Mustafa İsmet Garibullah (Büyük şeyh) Efendi kimdir?

    Mustafa İsmet (kuddisesirrahu) aslen YANYA'lı (Balkan yarımadasında halen Yunanistan sınırları içerisinde bulunan bir şehir) olup doğumu:Hicri 1216, vefatı:Hicri 1289 dur.

    Yaşadığı devirde,Mevlana Halid-i Bağdadi (kuddisesirrahu)nun, Mekke-i Mükerreme'deki halifesi olan Abdullah'i Mekki(kuddisesirrahu) Hazretleri'nin, Ebu Kubeys dağı üzerindeki dergahında yetişmiş olup,Şeyh Efendinin vefatından sonra Anadoluya gelerek bir müddet Edirne'de Sultan Camii Şerifinde irşat görevine devam etmiş,
    Sonra İstanbul'da müritleri çoğalmış hatta Sultan Abdulmecid Han kendilerine intisab etmişlerdir.İstanbul'daki müridleri şeyh Efendi'nin İstanbul'a gelmesini çok arzu ettiklerinden buraya gelerek,önce Koca Mustafa Paşa tarafında, sonrada Fatih Çarşamba'da halen kabri şerifinin de bulunduğu ve kendi ismiyle anılan İsmet Efendi Dergahı'nı kurup hayatının sonuna kadar da orada hizmete devam etmişlerdir.


    EŞİ BULUNMAZ BİR ESER ''RİSALE-İ KUDSİYYE''
       Bu kitap hakkında Ali Haydar Efendi Hazretleri:''Dünyada (insanların yazdığı kitaplar arasında) iki kitap vardır ki;itiraz kabul etmez.Biri Mesnevi,diğeri ise Risale-i Kudsiyyedir,lakin Risal-i Kudsiyye şeri ilimleri ihtiva etmesi yönünden daha ağırlıklıdır.''buyurmuştur.
       Ayrıca bu manevi yolu Mekke-i Mükerreme'den getirdiği için ''Büyük Şeyh Efendi'' deyin buyurmuştur.
       Üstadımızın arapça hocası, ulemadan, Oflu Hacı Dursun Efendi, Hazretleri de:''İsmet Efendi'nin Risale-i Kudsiyyesi,İmam-ı Rabbani'nin Mektubatının hulasası gibidir.''buyurmuştur.
       Üstadımız Hacı Mahmud Efendi Hazretlerimiz de (kuddisesirrahu) da,bu risale hakkında ''Mektubatın metni gibidir'' buyurmuştur.

    Tarih: , 3/11/2009
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Sene bin ikiyüz yetmiş bir idi,
    Muharremden dahi gün on bir idi
    Bu dur ğalib,o günlerden biri idi, (zannıma göre Muharremin 11 idi)
    Gece idi gönülde dert bir idi,
    Dediler gel aziz hakka gidelim
    Cemali ba-kemali seyredelim

    Zuhur etti o dem sırrımda bir nur (sır latifemde bir nur zuhur etti)
    Görenler zannederdi nefhayi sur (görenler sur'a üfürüldü zannederdi)
    Ki icmal üzere izhar eyle bir nur (bana gelen manevi heyet dediki:kısaca bir nur açıkla)
    Dediler bazı aşık ola pir nur (Allah'ı seven aşıklar bu nurdan hisselensin)
    Bu nurdan hisse al hakka gidelim
    Cemali ba-kemali seyredilim

    Dediler bir eser yaz aşıkane (bana gelen heyet:aşıklara bir eser yaz dediler)
    Ola feyz-u muhabbet salikane (o kitap Allah yolcularına feyz-u muhabbet olsun)
    Hem olsun yadigarın arifane (arif olanlarada yadigar olsun)
    Okuyan derdi Hak ile boyana (okuanlar Allah derdi ile boyansın,içi dışı nur olsun)
    Bu dert ile aziz hakka gidelim
    Cemali ba-kemali syeredilim

    Dediler Türki olsun hem lisanı (Manevi heyet:yazacağın eser türkçe olsun dediler)
    Dahi bir vezn ile olsun beyanı (açıklaması ise bir vezn üzere olsun)
    Dedim ben yanyavi kıldım fiğanı (o zaman ben Yanyalı'yım diye feryad ettim)
    Çü bilmem şiir ile efsah lisanı (Çünkü benim lisanım fasih değil,şiir yazmasınıda bilmem)
    Kabalıkla gerek Hakka gidelim (çok iyi yazmasanda,fasih lisan bilmesende olur)
    Cemali ba-kemali seyredelim.

    Murad ancak muradullah dediler (arzu edilen ancak Allah'ın murad ettiğidir)
    Hatadan hıfz eder Allah, dediler (bunu Allah murad ettiği için O,seni hatadan korur dediler)
    Didim bilmem dahi imla,dediler (ben yazı kurallarını bile bilmiyorum dedim)
    Murad mana, değil elfaz dediler (murad edilen manadır,lafızlar değil dediler)
    Zuhura tabii ol hakka gidelim
    Cemali ba-kemali seyredilm

    Kamu ihvanlara icmal bir huccet (bütün ihvanlara kısa bir delil)
    Ola hem okuyana feyzu rahmet (bu kitabı okuyana feyz-u rahmet olsun)
    Ola saliklere feyz-u muhabbet (Allah yolcularına feyz-muhabbet olsun)
    Gide teşviş,bula teşvigu rahmet (vesveseler gitsin,okuyan teşvik ve rağbet bulsun)
    Bu rahmetten oku Hakka gidelim
    Cemali ba-kemali seyredlim ..

    Tarih: , 3/11/2009
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı


    Tarih: , 16/11/2007
    Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı


    Tarih: , 16/11/2007
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Şehit Bayram Ali Öztürk Rha. Kimdir ?


    Şehit Bayram Ali Öztürk, 1952'de Trabzon'nun Of İlçesi'nde doğdu. Çocukluğu Adapazarı'nda geçen Bayram Hoca, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Farsça, Arapça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca bilen Bayram Hoca, hukuk eğitimi de aldı. Büyük İslam alimlerinden İmam Rabbani'nin mektuplarından oluşan 'Mektubat-ı Rabbani' kitabını ezbere bilen ve her pazar sabahı İsmailağa Camii'nde sohbet veren Şehit Bayram Ali Öztürk'ün bir oğlu, iki de kızı bulunuyor.

    Bayram Hoca, muhakkik, muttaki bir ilim adamıydı. “Büyük hocalardan” ders okumuştu. Yıllarca Mahmud EfendiHz. Sadreddin Yüksel, Halil Günenç ve Mehmet Savaş gibi kudema bezmine ahirde gelen allamelerin ilim halkalarında bulunmuştu.

    Bayram Hoca’nın ibare ve ifade vukûfiyeti ilim ehli tarafından takdirle karşılanırdı. “Kem aletle kemâlât olmayacağını” bilenler, Onda ders okumayı Allah Teala’nın bir ihsanı olarak telakki ederlerdi.

    Muhterem Mahmut Efendi Hz.öğrencileri arasında Ona ayrı bir alaka gösterirdi. Yıllarca ders olarak okuttuğu İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin “Mektubat”ını okuyup, şerhetme görevini Ona vermişti. Sultan Selim Camii’nde Pazar sabahları, namazdan sonra akdedilen sohbet programının bir bölümünde gür sesi ve geniş müktesebatıyla yıllarca mektupları tercüme ve şerh etti. Bir ara haftanın her günü sabah namazlarından sonra İsmailağa Camii’nde de “Mektubat” dersleri vermişti.

    Bayram Hoca, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nden bahsederken kendisini, Onun adını ağzına almaya layık görmez, ismini telaffuz etme yerine “Sultan” kelimesini kullanırdı. Mektubat derslerinde zamanla o derece uzmanlaştı ki bir çok hocanın okumaya dahi cesaret edemediği mektupları kürsüde şerhetti. Bu yönü “Mektubatçı Bayram Hoca” diye tanımasına yol açtı.

    Bayram Hoca “Mektubat” dışındaki kitapları okutma noktasında da “müşarun bi’l-benan/parmakla gösterilen” bir ilim adamıydı. Zira İstanbul medreselerinde takip edilen klasik eserlerin yanı sıra doğu-batı medreselerinde okutulan bir çok kitabıda okutmaktaydı. Yıllar önce Arapça kitap satan bir dükkanda karşılaştığım bir öğrencisine “hocanız akaitte ne okutuyor?” diye sorduğumda talebesi şöyle demişti: “Said Ramazan el-Buti’nin Kübra’l-yakîniyyâti’l-kevniyye’sini henüz bitirdik, nasip olursa Seyyid Şerif Cürcani’nin Şerhu’l-Mevakıf’ine başlayacağız.” Ne oldu, başladılar mı, başladılarsa ne kadar devam ettiler bilemiyorum. Fakat bildiğim bir şey var ki o da bu devirde Şerhu’l-Mevakıf gibi kitapları okutabilecek hocaların sayısının iki elin parmaklarını geçmeyeceğidir.

    Bayram Hoca etraflı bir literatür bilgisine de sahipti. O, neyi, nerede bulabileceklerini araştıran hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağıydı. Ömrünü kitaplara vakfeden muasır bir İsmail Saib Sencer’di. Devlet kütüphanelerinin bir çoğundan daha büyük bir kütüphaneye sahipti. Buna rağmen durmaz, sık sık Sultanahmet’teki İrşad Kitapevi’ni ziyaret ederdi. Kitapevinde Onunla birkaç defa karşılaşmıştım. Yeni gelen kitaplara iştiyakla bakar, ilgisini çekenleri bir tarafa ayırırdı. Orada bulunan diğer kitap taliplileri, eserlerle alakalı istifsari sorular sorduklarında sözü alır, kitabın muhtevasından, tab’ eden yayınevlerine kadar ayrıntılı bilgiler verirdi.

    Bayram Hoca iyi bir vaiz olmasının yanı sıra tahkik ehli bir ilim adamıydı. Seçiciydi; her bulduğu kitabı okutmaz, her gördüğü meseleyi anlatmazdı. Bu yüzden muhatapları sözlerini senet gibi güvenilir kabul ederdi. Söylenmesi gereken hakikatleri anlatmaktan da çekinmezdi. Bu yüzden son yılları hayli sıkıntılı geçmişti. Takdir belgeleriyle onurlandırılması gerekirken cami cami sürüldü.

    Bir gün Fatih’te ikibinden fazla kişinin hazır bulunduğu bir camide teravih öncesinde vaaz ediyordu. O geceki konuşmasında Osmanlı Devleti’nden bahsediyor, Çanakkale başta olmak üzere diğer cephelerde tahakkuk eden Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve selem)in manevi yardımlarını anlatıyordu. Konuşurken ifadeler boğazında düğümleniyor, belli bir süre sonra kendini toparlayıp gür sesiyle “Cemaat! Bu topraklara sahip çıkın!” ifadesini tekrar ediyordu.

    Ulemanın kıt olduğu nasibsiz bir asırda yaşadığından omuzlarında büyük sorumluluk taşımaktaydı. Eşine az rastlanır bir ilim ve gönül eriydi. Büyük adamdı. Dünyaya “elveda” derken de büyük adamlar gibi gitti.

    Kitapseverler, müşkili olan öğrenciler, vaazlarını takip eden cemaat Bayram Hoca’yı unutamayacak. Daha şimdiden özlediklerini söylüyorlar. “Sultan buyuruyor ki” deyişini, kürsüdeki celalli sesini, müeddep duruşunu, en zor metinleri rahat bir şekilde çözüşünü, siyonizme kafa tutuşunu ve istikametini özleyecekler…

    Bayram Hoca etraflı bir literatür bilgisine de sahipti. O, neyi, nerede bulabileceklerini araştıran hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağıydı. Ömrünü kitaplara vakfeden muasır bir İsmail Saib Sencer’di. Devlet kütüphanelerinin bir çoğundan daha büyük bir kütüphaneye sahipti. Buna rağmen durmaz, sık sık Sultanahmet’teki İrşad Kitapevi’ni ziyaret ederdi.
    İlim Hayinesiydi,son derece mütevazi bir kişiliği vardı.

    Onun yokluğu bizler için büyük kayıp, zira onun gibi korkusuzca, göğsünü gere gere şeriat, hakikat diye haykıran osmanlı aşığı nadir bulunur.



    Ona,Sohbetlerine, bize verdiği öğütlere sahip çıkalım...
    Allah(c.c ) bizi onun Şefaatine nail eylesin.(amin )

    Tarih: , 16/11/2007
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->

    &font=fonts/plainn_lib12.swf&glitter=glitters/glitter17.swf&swfHeight=221&bevel=1&shadow=1&glow=1&blur=0&fade=0&blink=0&fontsize=90&num=17" quality="high" wmode="transparent" width="390" height="221" name="glitters" align="middle" allowScriptAccess="never" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" />
    Create Your Glitter Text