Create Your Glitter Text

Image Hosted by ImageShack.us Diger Hanim Sahabiler - "Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif - Blogcu



"Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif

Tanım

"Ashab'ım ne hoş topluluktur. Allah onları hayırla mükafatlandırsın!" (hadis-i şerif)


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* msn space

Kategoriler


Afra Hatun (r.a)

Afrâ Hâtun iman âbidesi çocuklar yetiştiren bir anne... Genç yavrularının Allah ve Rasûlü yolunda şehadetlerine sabreden bir hanım sahâbi... Üç çocuğunu Bedir savaşına katılması için teşvik eden kahraman bir İslâm hanımı... Genç şehitler annesi...

O Medineli olup Neccar oğullarına mensuptur. Babası, Ubeyd İbni Sâlebe'dir. Annesi, Ruat binti Adiyye'dir.

Afrâ Hâtun İslâmiyeti Medine'de tanımış ve hiç tereddüt etmeden Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize biat etmiştir.

O, hicret ederek Medine'ye gelen Mekke'li muhâcir kardeşlerine hizmeti şeref bilen bahtiyar bir hanımdı. Rabbisinin rızasını kazanmak için muhacir kardeşlerinin yardımına koştu. Elinden gelen hizmeti esirgemedi. Onlara şefkat dolu bir anne oldu.

Afrâ (r. anhâ) ilk evliliğini Neccar oğullarından Hâris İbni Rıfâa ile yapmıştı. Bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi. Onlara; Muâz, Muavviz ve Avf isimleri verildi. Her bir oğlunu birer iman fedâisi olarak yetiştirdi.

Afrâ Hatun şecaat ve cesaret sahibi kahraman bir hanımdı. Güçlü ve kuvvetliydi. Hayatın elem ve kederine, tahammüllüydü. Acılara karşı sabırlıydı. Allah ve Rasûlü yolunda sebat eder, dünyevî sıkıntı ve çilelere aldırmazdı. Bedir harbi olunca oğullarının hepsini savaşa göndermişti. Onların gösterdiği îmânî heyecandan son derece mutluluk duymuştu. Savaşta sergiledikleri kahramanlıklara çok sevinmişti. Hatta iki oğlunun şehadetine sevindiği kadar diğer oğlunun şehid olamadığına üzülmüştü. Abdurrahman İbni Avf (r.a) bu genç kardeşlerin Bedir’de gösterdikleri kahramanlıkları şöyle nakleder:

Bedir günü Ebû Cehil kahramanlık şiirleri söyleyerek müşrik ordusu içinde dolaşıp dururdu. Anam beni bugün için doğurdu diyerek övünürdü. Askerine bu sözlerle cesaret vermek isterdi.


Kendi kabilesi Beni Mahzum gençleri etrafını sarmış yanına kimseleri yaklaştırmazdı. Böyle bir ortamda ben sağıma soluma baktım, Ensar'lı iki genç arasında kaldığımı gördüm. Onlardan biri bana doğru yaklaştı ve:

“– Ey amca! Sen Ebû Cehil'i tanır mısın!” diye sordu. Ben de:

“– Evet! Tanırım ey kardeşimin oğlu. Ebû Cehil'i ne yapacaksın?” dedim. Genç delikanlı bana:

“– Haber aldım ki o, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize sövermiş!? Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onu bir görecek olursam, ikimizden eceli gelen ölmedikçe, şahsım ondan ayrılmayacaktır. Allah'a ahd ettim. Onu gördüğüm gibi üzerine saldıracağım. Ya onu öldüreceğim veyahud bu uğurda öleceğim” dedi.

Gencin kahramanca söylediği bu sözlere ve ondaki imânî heyecana hayret ettim. Öbür genç de diğeri gibi ahdetmişti.

Çok geçmeden, Ebû Cehil'i askerin içerisinde öteye beriye telaşla giderken gördüm. Gençlere hitaben: “– Görüyor musunuz? İşte, sorduğunuz adam!” dedim.

Gençler hemen kılıçlarını sıyırdılar. Süratle hareket edip ikisi birden fırlayarak o tarafa doğru yöneldiler. Çifte şahin gibi süzülüp Ebû Cehil'e doğru koşmaya başladılar. Anî bir hareketle seyirtip onun üzerine hücum ettiler. Hamle üstüne hamle yaptılar.

Bu iki genç meğer Afrâ Hâtun'un oğlu Muâz ile Muavviz adında iki fedâî kardeşler imiş.

Afrâ Hâtun'un bu kahraman oğulları çok genç olmalarına rağmen kükremiş aslanlar gibi Allah ve Rasûlünün düşmanı bulunan Ebû Cehil'in üzerine çullandılar. Bu din düşmanı neye uğradığını bilemedi. Kılıç darbeleriyle derin yaralar aldı. Bu sırada Ensardan Muaz İbni Amr İbni Cemuh adında bir başka yiğit Ebû Cehil'i gözetirmiş. O da koşup geldi ve birlikte canını cehenneme gönderdiler.

Muaz ve Muavviz (r. anhüm) kardeşler Ebû Cehil'in işini bitirdikten sonra yine kahramanca çarpışmaya devam ettiler.

Bu İslâm cengâverleri, Bedir'in bu çifte arslanları, nihayet arzuladıkları şehitlik mertebesine kavuştular.

Afrâ Hatun (r. anhâ) iki oğlunun şehid olduğunu haber alınca Allah'a hamd etti. Diğer oğlu Avf'ın onlarla birlikte şehid olamayışına üzüldü. İstiyordu ki, o da Allah yolunda cânını fedâ eylesin. Bu üzüntüsünü Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi vesellem efendimize gelerek şöyle dile getirdi:

“– Ya Rasûlallah!” İki çocuğum şehid oldu. Keşke Avf da aynı mertebeye ulaşsaydı. Acaba Avf onlardan daha mı geridedir:” dedi.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz iman dolu ve şehidlik özlemiyle dolu bir kalbe sâhib bu anneye şu cevâbı verdi:

“– Hayır! Muaz ve Muavviz hayattan tam lezzet alamadan genç yaşta şehid oldular. Fakat Avf da onlardan geride değildir.” buyurdu.

Avf (r.a) da kardeşlerinin şehadetinden sonra büyük bir cesaretle düşman safları içine atıldı. Kahramanca çarpıştı. Birçok düşmanı tepeledikten sonra şehâdet şerbetini içti. Cennette kardeşlerine kavuştu.

Ne gıptaya lâyık bir hareket!.. Ne kahramanlık!.. Ne fedakârlık!.. Ne candan bir gayret!.. Ne yüce bir imânî heyecan!.. Ne şerefli bir mertebe!.. Ne samimi bir muhabbet!.. Allah’ım bizlere de böylesi yücelikler nasîb et!.. İmânî heyecan ve gayretimizi müzdâd et!.. Bu şerefle yaşamayı ve ölmeyi lutfet!..

Afrâ Hâtun (r. anhâ) böylesine kahraman yiğitler yetiştiren bir anne. Çocuklarını birer iman âbidesi olarak yetiştiren ve onların Allah ve Rasûlü yolunda şehid olmalarına sevinen bahtiyar bir anne. Bu genç şehid kardeşler “Afrâ'nın oğulları” lakabıyla anılır olmuşlardır.

Allah onlardan razı olsun. Rabbımız bizleri şefaatlerine nâil eylesin. Amin.


Tarih: 14:44, 22/4/2007 Kategori: Diger Hanim Sahabiler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Cemile Binti Sâbit (r.a)

Ümmü Âsım Cemîle binti Sâbit el-Ensariyye radıyallahu anhâ hicretten hemen sonra Medine’de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize biat eden ilk on hanım sahâbîden biri... Hz. Ömer (r.a)’ın âilesi... İlk oğlu Âsım’a nisbetle Ümmü Âsım künyesiyle meşhur olan bir hanım sahâbî.

O, Medine’lidir. Babası Sâbit İbni Ebi’l-Aklah’dır. Annesi Şemus binti Ebû Âmir’dir. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin seriyye kumandanlarından ve arıların koruduğu sahâbi diye tanınan Âsım İbni Sâbit (r.a)’ın ana bir kızkardeşidir.


Onun müslüman olmadan önceki adı Âsiye idi. Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicret edince annesi ile birlikte huzura gelerek Efendimize biat edip İslâm’la şereflendiler. Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz adını Cemîle olarak değiştirdi.

Onun adının değişmesi konusunda bir başka rivayet daha vardır. Bu rivâyette anlatılanlar onun karakter ve şahsiyetinin daha bâriz bir şekilde görülmesine yardımcı olmaktadır. Şöyle ki:

O hicretin yedinci yılında Hz. Ömer (r.a) ile evlenmişti. İlk çocukları Âsım dünyaya gelmişti. Mutlu bir âile yuvaları vardı. Fakat Âsiye ismi gönlünü hep tırmalıyordu. Kendisine cahiliye döneminde verilen bu adı hiç beğenmiyordu. Bir gün kocasına:

“- Ey Ebu Hafs! Adım hoşuma gitmiyor. Bana yeni bir ad bul.” dedi.

Hz. Ömer (r.a) ona:

“- Senin adın Cemîle olsun.” dedi.

Âsiye hanım kızgın bir vaziyette biraz da sitemle:

“- Bir câriye isminden başka koyacak ad bulamadın mı?” dedi.

O dönemde Hz. Ömer (r.a)’ın bir câriyesi vardı. Onun adı Cemîle idi. Bu sebebten Âsiye hanım bu ismin kendisine verilmesini bir hakaret gibi saydı. Gönlünün rahat etmesi için bu hâdiseyi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize götürdü ve:

“- Ya Rasûlallah! Adım hoşuma gitmiyor.” dedi.

Efendimiz de ona:

“- Sen Cemîle’sin.” buyurdu. O da:

“- Ya Rasûlallah! Bana bir câriye ismini mi koyuyorsun? Ömer de aynı adı koydu.” dedi.

Efendimiz tebessüm ederek:

“- Bilmiyor musun Allah, Ömer’in dilinin söylediğini ve kalbinden geçirdiğini kabul eder?” buyurdu.

<>Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz’in Cemîle ismini güzel bulup tasdik ettiğini görünce bu isme razı oldu. Bundan böyle bu ad ile çağırılmayı istedi.

Cemîle binti Sâbit radıyallahu anhâ’nın Hz. Ömer (r.a) ile olan evliliğinden Âsım adında bir oğlu dünyaya geldi. Bu sebeble o bundan sonra “Ümmü Âsım” künyesi ile anılmaya başladı. Sonraları Hz. Ömer (r.a) kendisini boşayınca Yezid İbni Câriye ile evlendi. Bu evlilikten de Abdurrahman adında bir oğlu oldu.

Âsım ilk çocukluk yıllarını annesinin yanında geçirdi. Henüz dört-beş yaşlarında iken birgün babası Hz. Ömer (r.a) Kuba’ya gitmişti. Oğlu Asım’ın çocuklarla oynadığını görünce devesine bindirip onu götürmek istedi. Kucağına aldığını gören Âsım’ın anneannesi Şemus binti Âmir buna engel olmaya çalıştı. Torununu babasına vermedi.

Hz. Ömer (r.a) karşı koymadı. Fakat hakkını aramak üzere halife’ye gelip durumu arz etti. Hadiseyi iki taraftan da dinleyen Hz. Ebu Bekir (r.a) Âsım’ın annesine verilmesini uygun gördü. Hz. Ömer (r.a) da bu karara uymak zorunda kaldı.

Âsım gençlik ve delikanlılık çağı gelince babası Hz. Ömer (r.a)’ın yanına geldi. Onun terbiyesinde ve himayesinde yetişti. Evlilik çağına gelince babası tarafından evlendirildi. Âsım’a eş seçimi konusunda Hz. Ömer (r.a)’ın titizliğini gösteren menkîbe dilden dile bugünlere kadar ulaştı. O hikâyede evlenecek gençlere ne ibretli dersler verilmektedir.

Âsım İbni Ömer uzun boylu, iri yapılı, son derece asîl, cömert, hiç kimseyi incitmeyen ve kimsenin aleyhinde bulunmayan bir kişilik ve karaktere sahipti. Ağabeyi Abdullah İbni Ömer kendisine sövüp hakaret etmeye yeltenen birine: “Ben ve kardeşim Âsım kimseye sövmeyiz.” derken onun üstün ahlâka sâhip bir genç olduğunu tasdik etmiştir.

Cemîle binti Sâbit (r. anhâ) bir İslâm hanımefendisi olarak oğlu Âsım gibi tarihte adalet ve takvasıyla meşhur Emevî halifesi Ömer İbni Abdilaziz’in de büyük annesi olma şerefine mazhar bahtiyar bir hanımdır. Bu şerefe oğlu Âsım’ın evliliğiyle başlayan ve kız torunu ile devam eden bir nesle sahib olmasıyla ermiştir. Şöyle ki:

Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde gece sokaklarda dolaşır, halkın emniyet ve huzurunu kontrol ederdi. Bir hastanın feryadını duysa durup ilgilenir, derdine çare olmaya çalışırdı. Bir çocuğun ağladığını işitse, sebebini sorar ve yardımına koşardı.

Bu maksatla dolaşırken bir gece yarısı evin birinden bir ses duyar. Ana ile kız arasında geçen bir münakaşaya şâhit olur. Kızın anasına karşı dürüst ve tatlı sözlü hareketi Hz. Ömer (r.a)’ın gönlünü fetheder. Kız:

“- Anneceğim! Halife’nin süte su katmama emrini duymadın mı? Nasıl hile yapabiliriz? Kötü bir iş bu.” diye konuşur. Annesi fikrinde ısrar eder ve:

“- Kızım! Bizim burada süte su koyduğumuzu halife nereden görecek, nereden bilecek ve nasıl işitecek?” der. Kendince kızını ikna etmeye çalışır. Fakat imanı bütün kızcağız bu cevaptan asla hoşnut olmaz. Süte su katma işini asla doğru bulmaz. Böyle bir hileyi kalben hiç kabul edemez. Annesinin gönlünü kırmadan doğru bildiğinden de vaz geçmeden, dürüstlüğünü ve imânî coşkusunu gösteren bir ifade ile şöyle der:

“- Anneciğim! Bu yapılanı bu saatte halife Ömer görmüyorsa da Allah Teâlâ görüyor.” diye cevap verir.

Hz. Ömer (r.a) imanı bütün bu kızcağızın cevabından pek hoşnut olur. Dürüstlüğüne hayran kalır. Ruhunda taşıdığı bu imanın bir mükâfatı olarak onu oğlu Âsım’a nikahlar.

Bu mesud evlilikten bir kız çocukları dünyaya gelir. İlerinin adalet ve takvasıyla meşhur olacak olan Emevî halifesi Ömer İbni Abdülaziz rahmetullahi aleyh işte süte su katmayan bu anne ve Âsım gibi yiğit bir babanın neslinden gelen kız çocuğundan dünyaya gelmiştir.

Cemîle binti Sâbit (r. anhâ)’nın hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Onun ne zaman vefat ettiği de bilinmemektedir.

Allah ondan razı olsun.

Rabbımız şefaatlerine mazhar buyursun. Amin.


Tarih: 14:43, 22/4/2007 Kategori: Diger Hanim Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Cemile Binti Übey İbni Selül (r.a)

Cemile binti Übey İbni Selül radıyallahu anhâ İman ve İslâm adına olumsuzluklarıyla tanınan bir âile ortamında büyüyen bir hanım... Hiç bir menfî tesir altında kalmayan, cehalet ve şirkten kendini kurtaran bir mücâhide...

Müslümanların aleyhinde tuzaklar kurulan, plân ve toplantılar yapılan bir evde yaşamasına rağmen gönlünü İslâm’ın nûrûna açan bahtiyar bir hanım... İslâm’la şereflenen, iman saâdet ve selâmetine eren, ilâhî huzur ve mutluluğa kavuşan bir hanım sahâbî... Hazreti Hanzala (r.a)’ın hanımı...

O, Medine’li olup Hazrec kabîlesine mensuptur. Babası münafıkların reisi Abdullah İbni Ubey İbni Selül’dür. Hazrec kabilesinin reisidir. Bedir Savaşından hemen sonra müslüman olmuş görünmesine rağmen İslâm’a beslediği kin ve düşmanlık duygularından kurtulamamıştır. Annesi, Havle binti Münzer’dir.

Cemile binti Übey İbni Selül, müslümanları aldatan münafık bir babanın kızı olmasına rağmen, babasının tesiri altında kalmayan zekî bir hanımdır. Babasının yaptıklarını hiçbir zaman tasvib etmedi. İslâm’a düşmanlığını hiç tasdik etmedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize karşı davranışlarını hiç kabullenemedi. Gizli hıyanetlerini gönlüne sindiremedi.

O başından beri İslâm’a sempati ile yaklaştı. İki Cihan Güneşi efendimizin davâsına saygı duydu. Gönlünü yeni dine hep açık tuttu. İslâm’ın nûrûyla aydınlanmak için fırsat kolladı. Çok gecikmeden Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize biat etti. Daha sonra İslâm’la şereflendiğini ilan etti.

Allah Teâlâ her şeye kadirdi. Habîbine düşman olan bir evden İslâm’ın nurûyla gönülleri aydınlanan iki yiğit çıkardı. Biri Cemile (r. anhâ) diğeri ağabeyi Bedir ashâbından olan Abdullah (r.a) idi. Hazreti Abdullah da babasının tam zıddına hareket ediyordu. Son din ve peygamberi seviyordu. Gönlünü İslâm’ın güzelliklerine açmak istiyordu. Vaktini bekliyordu. Nihayet, hicretten önce İslâm’ın nûru kalbine yerleşti. Kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendi.

Cemile (r. anhâ) akıllı, zekî, firasetli bir hanımdı. Çevresinde olan biten hâdiseleri değerlendirme konusunda da basîret sahibiydi. Onun firaset ve basîreti şu hâdisede çok açık olarak görülmekteydi.

Cemile (r. anhâ) ashabtan Hanzala İbni Âmir (r.a) ile evlenmişti. Düğünlerinin yapıldığı gecenin ertesi gününde Uhud Savaşı yapılacaktı. Savaş yerine geceden gidilmesi kararlaştırıldı.

İki Cihan Güneşi efendimiz ashâbıyla Uhud’a doğru hareket etti. Hanzala (r.a)’ın evinin önünden geçerken: “Ey Hanzala! Haydi harbe!” diye seslendi.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin sesini uyku arasında duyan Hanzala (r.a) hemen fırlayıp dışarı çıktı. İslâm askeri arasına katılıp Uhud’un yolunu tuttu.

Uhud savaşı zorlu geçmişti. Ashâbtan çok şehid verilmişti. O gün savaş meydanında büyük kahramanlıklar gösteren Hanzala (r.a) da şehadet şerbetini içenler arasındaydı.

Savaşın bittiği ve İslâm askerlerinin Medine’ye dönmeye başladığı haberi duyulunca halk karşılamak üzere yollara çıktı. Hanımlar arasında eşini savaşa uğurlayan Cemile (r. anhâ) da vardı.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz ordunun önünde geliyordu. Hüzünlü bir vaziyette görünüyordu. Karşılaştıkları ashabına selâm veriyordu. Yakınlarını göremeyenler Efendimiz’den durumları hakkında haber soruyordu. Cemile (r. anhâ) da kocasından sual edip:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala nerededir?” dedi.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz hüzünlü bir şekilde:

“ – O şehid oldu.” buyurdu.

Cemile (r. anhâ) bu cevap karşısında basîretli davranıp hemen kocasının cenazesinin yıkanmasını istedi. Hanzala (r.a)’ın durumunu Efendimize arz etti:

“ – Ya Rasûlallah! Hanzala sizin sesinizi duyunca hemen fırlayıp dışarı çıktı. Bir daha geri dönmedi. O gece gusletmeye de fırsat bulamadı.” diyerek cenâzesinin yıkanmasını taleb etti.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Cemile (r. anhâ)’nın gönlünü hoş edecek şu sevindirici haberi verdi:

“ – Ben, meleklerin, gümüş kaplar içinde bulunan su ile, gökle yer arasında Hanzala’yı yıkadığını gördüm.” buyurdu.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizden bu müjdeli haberi alan Cemile (r. anhâ) üzüntülerini gönlüne gömdü. Bu haberden sonra Hanzala İbni Âmir (r.a)’ya: “Gasîlü’l-melâike = Meleklerin yıkadığı kimse” ünvanı verildi.

Cemile (r. anhâ) Hz. Hanzala (r.a)’dan hâmile kaldı. Bir oğlu dünyaya geldi. Adını Abdullah koydu.

O, daha sonra kendisine tâlib olan Ensar’ın hatibi Sabit İbni Kays İbni Şemmas ile evlendi. Bu izdivacdan da Muhammed adında bir oğlu oldu. İki oğlu da Harre olayında şehid düştü.

Cemile binti Übey İbni Selül (r. anhâ) kendine güvenli, bilgili, zekî bir hanımdı. Her şeyi Efendimiz (s.a)’e sorardı. Birgün kocası Sabit İbni Kays (r.a) ile imtizaç edemediğini ileri sürerek Resûl-i Ekrem (s.a) efendimize müracaat eyledi. Boşanmak istediğini söyledi. Efendimiz de mehir olarak aldığı bahçeyi geri vermek sûretiyle Sabit’e karısını boşamasını tavsiye etti. İslâm’da ilk boşanma hadisesi muhalaa (bir kadının mehrini kocasına bağışlaması, geri vermesi) suretiyle bu şekilde gerçekleşmiş oldu.

Cemile binti Übey İbni Selül (r. anhâ) ömrünü İslâmî esaslara riayet ederek geçirmeye gayret etmiştir. İslâmî vazifelerini yerine getirme konusunda titizdi. Bu duygu ve düşünceler içerisinde ebedî âleme intikal etmiştir. Ölüm tarihi bilinmemektedir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun.

Bizleri şefaatlerine nâil eylesin.

Amin.


Tarih: 14:42, 22/4/2007 Kategori: Diger Hanim Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Dürre bint-i Ebu Leheb (r.a.)

Dürr. Babası Resulullah (s.a.v.) üvey amcası Ebu Leheb İbn-i Muttalib. Haris ibn-i Navfel ibn-i Haris ibn-i Abdulmuttalib ile evlendi. Müslüman olup Medine'ye hicret etti.

Medfine'ye geldiklerinde Zerik kabilesi kendisini görmeğe gelir ve derler:
- Sen şu meşhur ebu Leheb'in kızısın değil mi? Hani Kur'an-ı Kerim'de onun hakkında "Tebbet yedâ" sureyi şerifesi nazil olmuştu. Sen şimdi Ebu Leheb'in kızı olarak bu hicretten sevap mı elde edeceksin.

Hz.Dürre (r.a.) cevap vermeyerek Resulullah'ın huzuruna gelerek durumu arz etti. Allah resulu onu teselli etti. Biraz sonra öğle namazı geldi. Namaza üzüntüleri dolayısıyla biraz geç teşrif ettiler. Kürsüye çıkrak buyurdular:

- Ey Halk! Bazıları, beni ailem hakkında incitmişlerdir. Halbuki yemin ederimki, aile efradım içinde benim şefaatim biiznillah ulaşır. Hatta Sad, Hakem ve Selheb bile de bundan faydalanabilinir.


Kendisinden birkaç hadis rivayet edilmiştir. Utbe, Velid ve Ubu Muslim isimli üç oğlu vardı. Vefatı ve hayatı hakkında fazla bir malumat yoktur.

Dürre Bint-i Ebî Leheb (r.a) anlatıyor:

"Bir gün Allah Resûlü (s.a.s) hutbe irad ediyordu. Mescide bir adam girdi ve Allah Resûlü'ne,
"İnsanların en hayırlısı kimdir?" diye sordu.
Allah Resûlü bu soruya şu şekilde cevap verdi:
"İnsanların en hayırlısı emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münker yapan, çok okuyan, Allah'tan çok korkan ve sıla-ı rahimde bulunandır."

Tarih: 14:41, 22/4/2007 Kategori: Diger Hanim Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Esma Binti Amr (r.anhâ)


Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizle Akabe’de görüşen bir bahtiyar...

İkinci Akabe biatına katılan Medine’li iki hanımdan biri...

O, Mus’ab İbni Umeyr radıyallahu anh vasıtasıyla İslâm’la buluşmuştur. Medine’de ilk hanım müslümanlardandır.

Lakabı “Ümmü Menî el-Ensariyye” kocasının adı Hadic İbni Sellâme’dir.

O, Medine’den hareketle Mekke’ye gelen ve “İkinci Akabe Bey’ati”ne katılan 75 kişilik heyet içerisindeydi.

Hac vazifesini yapmak üzere giden bu kafilede Ümmü Ümâre lakabıyla tanınan meşhur kahraman hanımlardan Nesîbe Hatun (r.anhâ) da bulunmaktaydı.

Esma binti Amr (r.anhâ) hizmetli, fedakar bir hanımdı. Henüz Allah Rasûlünü görmemişti. Ama bütün kalbiyle ona teslim olmuş bir iman eriydi.

Ona biat edebilmek için yollara düştü. Hamile olmasına rağmen eşiyle birlikte kafileye katıldı. Yolculuğun sıkıntı ve çilelerine katlandı.

Medine Mekke arasında bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Ona “Şübas” ismini koydu. Bu oğlunun adıyla anılarak “Ümmü Şübas” diye tanındı.

Esma binti Amr (r.anhâ) Allah Rasûlü ile görüşme bahtiyarlığına eren Medine’li ilk hanım sahâbilerdendir. Son peygambere kavuşma, ona biat etme heyecanı, merakı içerisinde Hac vazifesini yaptı. Akabe’de buluşma, görüşme heyecanıyla beklemeye başladı.

İkinci Akabe biatına yakından şahit olan Esma (r.anhâ) o ânın heyecanını, Allah Rasûlü ile buluşmalarını kendisi şöyle anlatır:

“Biz Medine’li müslümanlar ikisi kadın yetmiş beş kişilik kafile Akabe tepesinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile teşrik günlerinde buluşmak üzere sözleşmiştik.

Haccımızı yapıp Allah Rasûlüne söz verdiğimiz yerde, gece karanlıkta beklemeye başladık. Oraya giderken kenardan bucaktan, gizli gizli ulaşmaya çalıştık. Herkes ayrı ayrı gelmişti oraya. Kafile olarak Akabe denilen mahalde buluştuk.

Gece biraz istirahate çekildik. Biz ailecek ordaydık. Uhud’un kahramanı diye anılan Nesîbe Hatun da yanımdaydı. Hepimiz heyecan içerisinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin gelmesini bekliyorduk.

Merak içerisinde gözlerimiz etrafa bakıyordu. Bir müddet sonra Allah Rasûlü sallallahu aleyhi vesellem amcası Hazreti Abbas (r.a) ile çıkageldi.

Gözümüz, gönlümüz ışıyıverdi. Rasûlullah (s.a.v)’in yüzü nur gibi parlıyordu. O’na bakmaya doyamıyorduk.

Bize Kur’an okuyarak söze başladı. İslâm’ı anlattı. Kafiledeki herkes teslimiyetlerini ve itaatlerini arzetti.

Erkeklerle birer birer musafaha eyleyip biat eyledi. Önce Berâ İbni Ma’rur biat etti. Sonra herkes sırayla Allah Rasûlüne biat etti.

İki hanım olarak biz de uzaktan biat ettik. Allah’tan başka ilâh olmadığına, Allah ve Rasûlüne itaat edeceğimize söz verdik.

Rasûlullah (s.a) bunun karşılığının Cennet olduğunu bildirdi.

Bütün kafiledeki müslümanlar olarak Rasûlullah (s.a) Efendimizi Medine’ye dâvet ettik. Bunun üzerine Hz. Abbas (r.a) bize şöyle bir hitabede bulundu:

“Ey Hazrecliler! Eşlerinizi ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi Allah Rasûlünü de koruyabilecek misiniz? Zor durumda kaldığınızda yüzüstü bırakacaksanız şimdiden bırakın.” dedi.

Bu sözleriyle yeğenine sahib çıktı. Onun arkasında olduğunu duyurdu.

Medine’li müslümanlar olarak bizler de; hiç endişe etmeyin, korkmayın dedik. Canımız ve malımızı nasıl koruyorsak öyle koruyacağız diye söz verdik.

Hz. Abbas tekrar bize yönelerek:

“Hazrecliler! Rasûlullah’a biat ederken siyahıyla, kırmızısıyla bütün insanlarla harp etmeyi göze alabiliyor musunuz?” diyerek uyardı.

Nesîbe ve ben dahil, tereddüt gösteren hiç kimse olmadı.

Esma binti Amr (r.anhâ) savaş meydanlarında yakın arkadaşı Nesîbe Hatun (Ümmü Ümare) (r.anhâ) ile omuz omuza çarpışan hanım sahâbilerdendir. Hayber’in fethinde de bulunmuştur. Orduda su taşıma ve yaralı askerlerin tedavileri konularında hizmet etmiştir.

O kendi döneminde ve daha sonraki devirlerde meçhul bir kahraman olarak kalmıştır. Ailecek İslâm’a hizmet etmişlerdir.

Kocası ve oğlunun İslâmî güzelliklere kavuşmasının arkasında Esma binti Amr (r.anhâ)’yı buluruz. Bu iki büyük sahâbinin adları eşi, Hadic İbni Sellame oğlu Şübas İbni Hadic (r.a)’dır.

Esma binti Amr (r.anhâ) ömrünün sonuna kadar İslâm’ın yaşanması ve yayılmasını kendine dert edindi.

Allah hepsinden razı olsun. Rabbımız bizleri şefaatlerine nâil eylesin. Amin.


Tarih: 14:40, 22/4/2007 Kategori: Diger Hanim Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->