Create Your Glitter Text

Image Hosted by ImageShack.us Erkek Sahabiler - "Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif - Blogcu



"Ashab'ım yıldızlar gibidir.Hangisine uyacak olursanız hidayeti bulursunuz." (hadis-i şerif

Tanım

"Ashab'ım ne hoş topluluktur. Allah onları hayırla mükafatlandırsın!" (hadis-i şerif)


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* msn space

Kategoriler


ABBÂS IBN ABDULMUTTALIB

 


                                            



Hz. Peygamber'in amcasi. Künyesi Ebu'l-Fazl. Babasi Abdulmuttalib, annesi Nuteyle'dir. Abbas Rasûlullah'tan bir iki yas büyüktü.

Abbas, çocuklugunda kaybolmustu. Annesi onu bulunca Kâbe'nin örtülerini ipeklilerle yenilemisti. Rasûlullah çocukken annesi ölünce dedesi Abdulmuttalib'in himayesine geçtikten sonra Abbas'la çocukluklari beraber geçti. Gençliginde Hz. Abbas ticaretle ugrasip, zengin oldu. Araplar arasinda Kâbe'ye hizmet büyük bir seref sayilirdi. Kâbe hizmetleri Kureys'in ileri gelenleri arasinda bölüsülmüstü. Hz. Abbas da sikâye* görevini yapiyordu. Hac günlerinde Abbas ile kardesleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacilara dagitirlardi. Hz. Abbas su dagitma görevini Islâm'dan sonra da sürdürdü. Peygamberimiz Veda Hacci'nda Zemzem kuyusunun basina gelip Hz. Abbas'tan su istemistir.

Hz. Abbas, Peygamberimiz (s.a.s.) Islâm'i yaymaya basladiginda tarafsiz bir tavir takinmisti. Ne iman etmis, ne de karsi koymustu. Hatta kabul etmemesine ragmen Islâm davetinde Hz. Peygamber'e yardimci olmustur. Medineliler Akabe'de Hz. Peygamber'e bey'at ettiklerinde Hz. Abbas da orada bulunmustu. Bey'at sirasinda Rasûlullah'in elini tutmus, Medinelilerle bey'atin gerçeklesmesinde önemli bir rol oynamistir. Hz. Abbas, müslüman görünmese de, ticârî ve idârî nüfûzundan Hz. Peygamber'i yararlandirmistir. Öte yandan hanimi Ümmü'l Fazl ise, ilk müslümanlardandir. Müsrikler Bedir'e giderken zorla Hz. Abbas'i da götürdüler. Hz. Abbas'in kerhen müsriklerle Bedir savasina katilmasi üzerine Rasûlullah söyle dedi:

"Abbas'a her kim rastgelirse sakin öldürmesin. O, müsriklerin zoru ile yurdundan gönülsüz çikmistir." Fakat Hz. Abbas, Bedir'de esir düstü ve Rasûlullah'in huzuruna çikarildi. Rasûlullah ona kendisi, kardesleri ve müttefiki olan Utbe b. Amr için fidye vermesini söyledi. O ise yalniz kendisi için yüz, Akil için seksen ukiyye -takriben yedi bin dirhem-altin vermekle yetindi. Ötekiler kendi mallarindan fidye verip kurtuldular. Abbas, fidyeleri verdikten sonra Rasûlullah'a söyle dedi: "Beni Kureys'in fakiri dedirtecek hâle koydun. Hayatim boyunca ötekine berikine avuç açacak hâle getirdin." Rasûlullah da cevaben: "Peki Ümmü'l-Fazl'e emanet ettigin mallar ne oldu? Buraya gelirken, 'Sayet kazaya ugrarsam iste bunlari ogullarim Fazl, Abdullah ve Kusem için sakla, seni kendimden sonra zengin birakiyorum' diyerek gösterip gömdügün altinlar ne oldu?" buyurdu. Abbas sasirdi ve "Vallahi senin Rasûlullah olduguna sehadet ederim. Bunu benden, bir de Ümmü'l- Fazl'dan baska hiçbir kimse bilmiyordu." dedi ve o anda hemen iman etti. Daha sonra Hz. Abbas Mekke'ye döndü. Müslümanligini gizledi ve Mekke'deki müslümanlari korudu; Mekke ve müsriklerle ilgili Peygamberimize haberler yolluyordu. Hz. Abbas, Mekke'nin fethinden kisa bir süre önce Medine'ye hicret etti. Hatta yolda Mekke'yi fethe gelmekte olan Hz. Peygamber ile karsilastiginda Rasûlullah ona, "Ben peygamberlerin sonuncusu, sen de muhacirlerin sonuncususun" demistir. Abbas Mekke'nin fethinden sonra Peygamber'in yaninda yer aldi; Huneyn'de Islâm ordusu dagilip çok az kisi kalmisken Abbas, Peygamberimizin atinin dizginlerini tutmus ve çagrisiyla müslümanlari çözülmekten kurtararak tekrar toplanmalarini saglamis ve savasin kazanilmasina sebep olmustur. Böylelikle onun gür sesi sayesinde büyük bir bozgun önlenmis oldu .

Hz. Peygamber, Vedâ Hutbesi'nde, "fâizin her türlüsünün ayagi altinda oldugunu ve ilk kaldirdigi fâizin amcasi Abbas'a ait olan fâiz borçlari oldugunu" söylemistir. Hz. Abbas çok zengindi ve faizle borç para veriyor, yani tefecilik yapiyordu; ancak fâizin kaldirilmasindan sonra bir daha fâiz alis-verisiyle ugrasmamistir. Bizans seferlerinde müslüman ordularin silah ve teçhizatinin mali kaynagini da Hz. Abbas karsilamistir.

Hz. Abbas'i, Rasûlullah'in vefati sirasinda hilâfet meselesiyle ugrasirken bulmanin anlami, onun, halifeligin Hâsimogullarinda kalmasini istedigi seklinde yorumlanabilir. Hz. Peygamber rahatsizlaninca Hz. Abbas, Hz. Ali'ye, "Görmüyor musun? Rasûlullah vefât etmek üzeredir. Ben Abdulmuttalib ogullarinin ölecekleri sirada yüzlerinin ne hâle geldigini bilirim. Haydi Allah Rasûlü'nün yanina gidelim de halifeligi kime birakacagini soralim. Bize birakirsa bunu bilelim. Bizden baskasina birakiyorsa kendisiyle konusalim, bize gerekli tavsiyelerde bulunsun" dedi. Hz. Ali bu teklifi reddederek, "Allah'in elçisinden bunu sorar da, o baskanligin bize ait olmadigini söylerse millet bizi hiçbir zaman baskan yapmaz, onun için ben bunu soramam" dedi.

Hz. Âise'den rivâyete göre, Rasûlullah hastalandiginda burnuna burun otu damlatildi. Hz. Peygamber ayildiktan sonra söyle dedi: "Abbas'tan baska her birinizin burnuna bu ilaç damlatilacaktir." Çünkü Abbas ilaç damlatilirken hazir degildi." Baska bir rivâyete göre, Hz. Abbas, Rasûlullah'in burnuna ilaç damlatmis, Peygamberimiz ayildiginda "Ilaci kim damlatti?" demis; Abbas'in damlattigi söylendiginde Rasûlullah (s.a.s.) Habesistan'i isaret ederek, "Bu ilaci kadinlar iste su memleket tarafindan getirdiler. Niçin bu ilaci damlattiniz?" diye sormustur. Abbas da "Biz senin zatülcenb hastaligina tutulmandan korktuk" demis. Rasûlullah da su cevabi vermis: "Allah beni bu hastalikla cezalandirmaz. Amcam hariç olmak üzere evde bulunanlarin hepsinin burnuna bu ilaç damlatilacaktir."

Hz. Abbas üç halife zamaninda da yasadi. Hicretin otuziki'nci yilinda Medine'de seksen sekiz yasinda vefat etti. Cenâze namazini Hz. Osman kildirdi. 653 yilinda öldügünde arkasinda on erkek çocuk ile bir çok kiz çocugu birakmistir. Hudeybiye barisi sirasinda Hz. Abbas'la görüsen Hz. Peygamber onun baldizi Meymûne ile evlenmisti. Hz. Abbas'in soyundan gelenler sonradan Abbâsîler devletini kurdular. Rasûlullah, amcasi Hz. Abbas'a saygi gösterir, onu övücü sözler söylerdi. "Abbas bendendir, ben de ondanim." Bir gün sarhosun biri yakalanmis götürülürken Abbas'in evine kaçmisti. Tekrar yakalandiktan sonra olay Rasûlullah'a anlatilinca o gülümsemis ve bir sey söylememisti. Rasûlullah, "Abdulmuttalib oglu Abbas, bu Kureys'in en cömerdi ve akrabalik baglarina en saygilisi" demisti. Hz. Abbas köle azâd etmeyi çok severdi. Devlet islerinde halifeler onun fikrini alirlardi. Hz. Ömer onu yagmur dualarina alir götürürdü. Dürüst, genis düsünceli, cömert, yardimsever bir sahabeydi. Nesli alabildigine çogalmistir. Buhârî ve Müslim'de ondan otuzbes hadis rivayet edilmektedir. Hz. Abbas Medine'de el-Bakî'* kabristaninda medfundur.


Tarih: 19:16, 24/4/2007 Kategori: Erkek Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Abdullah Ibni Ebû Bekir (r.anh)

kabe5.jpg (102042 Byte)

Sevr'de Istihbarat Görevlisi

 

 

Abdullah Ibni Ebû Bekir es-Siddîk radiyallahu anh Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Mekke’den Medine’ye hicreti sirasinda Sevr Magarasinda istihbarat görevlisi bir yigit... Ilk müslümanlardan... Zekî, kabiliyetli, becerikli, cesur genç bir sahâbî...

O, Mekke’de dogdu. Babasi Hz. Ebû Bekir (r.a)’in davetiyle küçük yasta Islâm’la sereflendi. Annesi Kaatile binti Abdiluzza’dir. Esma radiyallahu anhâ ile öz, Aise radiyallahu anhâ annemizle baba bir kardesdir.

O, çok anlayisli, zekî ve becerikli bir gençti. Iki Cihan Günesi efendimizin Medine’ye hicretleri sirasinda büyük hizmetler yapti. Sevr Magarasinda bulunduklari üç gün boyunca Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz ile babasi Hz. Ebû Bekir (r.a)’in istihbarat hizmetlerini üstlendi. Babasinin direktiflerini harfiyyen yerine getirdi. Kimseye bir sey hissettirmedi. Sirrini saklamasini bildi. Her gece Sevr Magarasina gelir, gündüz sehirde olan bitenleri anlatirdi. Seher vakti olunca yanlarindan ayrilir, sabah halkin arasina katilirdi.

Gündüzleri, Mekke’de Kureysliler arasinda bulunur, toplantilari takip ederdi, Efendimiz aleyhinde konusulan sözleri toplar ve onun hakkinda alinan kararlari arastirip  ögrenirdi. Müsriklerin kurmak istedikleri hile ve tuzaklari duydugunda onlari iyice inceleyip anlamaga çalisirdi. O bilgileri zihninde saglam bir sekilde muhafaza ederdi. Aksam karanligi etrafi kaplayinca, gizlice Sevr Magarasina giderdi. Sehirde olup biten hadiseleri, konusulanlari, tuzaklari Efendimize tek tek haber verir, heyecanla aktarirdi. Geceyi magarada geçirdikten sonra, alaca karanlikta yine kimseye görünmeden tekrar Mekke’ye dönerdi.

Abdullah çocuk denecek yasta idi. Fakat son derece önemli bir görev yapmaktaydi. Bu tehlikeli vazifeyi yerine getirme konusunda hiç tereddüt etmedi. Çok cesurca hareket etti. Istihbarat isini basariyla tamamladi. Babasinin evde kalan bes bin dirhem parasini da alip getirdi. Onun bu hizmeti adinin Islâm Tarihine geçmesine sebeb oldu. Hz. Âise (r.anha) üvey kardesinin bu son derece tehlikeli isteki basarisini takdir eder ve muvaffakiyyetini onun cesaretli, akilli ve becerikli olusuyla açiklardi.

Abdullah Ibni Ebû Bekir (r.a), Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizin saglik sihhat ve emniyet içinde Medine-i Münevvere’ye ulastigini ögrenince âilesiyle birlikte kendisi de hicret etti. Sevgili Peygamberimiz onu Ali Ibni Ebi Tâlib ile ahiret kardesi ilânetti. Abdullah, asere-i mübessereden Said Ibni Zeyd (r.a)’in kiz kardesi Âtike ile evli idi. Abdullah Ibni Ebi Bekir (r.a) Mekke fethinde bulundu. Sonra Huneyn Gazvesine katildi. Huneyn’den kaçan Sakif ve Hevâzinliler’in toplanmalarina mani olmak istedi. Onlarin siginip saklandiklari Tâif kalesini muhasara etti. Burada kahramanca çarpisti. Kendisine bir ok isabet etti ve siddetli yaralandi. Medine-i Münevvere’ye yarali olarak döndü. Bir süre sonra iyilesti gibi oldu. Fakat daha sonra bu yara tekrar açilmaga basladi.

Hz. Ebû Bekir (r.a)’in hilafetinin baslarinda idi. Hicretin onbirinci senesinin Sevval ayinda açilan bu yara bir daha kapanmadi. Iyilestirme imkâni bulunamadi. Büyüdü ve derinlesti. Nihayet Abdullah’in sehadetine sebeb oldu. Cenaze namazini babasi Hz. Ebû Bekir (r.a) kildirdi. Kabrine de Hz. Ömer (r.a) ile kardesi Abdurrahman Ibni Ebi Bekir (r.a) yerlestirdi. Taif sehidlerinden sayildi.

Onun vefatindan bir müddet sonra Hz. Ebû Bekir (r.a)’a Sakif heyeti geldi. O sirada Abdullah’in ölümüne sebeb olan ok yaninda idi. Heyettekilere: “Içinizde bu oku taniyaniniz var mi?” diye sordu. Sa’d Ibni Ubeyd: “Bu oku ben yonttum. Ucunu ben sivrilttim. Tüyünü ben taktim. Bunu atan da benim” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a) büyük bir metanetle: “Bu ok, Abdullah’i sehid eden oktur. Senin elinle ona sehidlik serbetini içiren, onun eliyle seni öldürtmeyen Allah’a hamdolsun. Allah’in himayesi genistir.” diyerek yüreginin izdirabini nâzik bir uslûbla dile getirdi

Ne metanet!... Ne teslimiyet!.. Ne nezâket!.. Ne vakur bir hareket!.. Lidere böylesi hareket gerek... Zulum ve esâret âcizlik olsa gerek... Af ve musamaha en güzel meziyet!... Allah’im bizlere de hep güzel meziyetler nasib et!... Amin.

Abdullah Ibni Ebi Bekir (r.a)’dan bir hadis-i serif nakledildigi rivayet edilir. O da Mute harbinde Islâm ordusu kumandanlarinin sehid oluslarini Rasûlullah (s.a)’in Medine’de Mescid-i Nebevi’de haber verisine dairdir. Efendimizin bu mucizesini haber vermesiyle rivayeti kitaplara geçmistir. Cenab-i Hak’tan sefaatlerini niyaz ederiz. Amin.


Tarih: 19:15, 24/4/2007 Kategori: Erkek Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ABDULLAH IBN MES'UD




Ilk müslümanlardan, muhaddis, fakîh ve müfessir sahâbî.

Adi Abdullah, künyesi Abdurrahman'dir. Babasi Mes'ud, annesinin adi Ümm-i Abd'dir. Babasi hakkinda fazla bir bilgi yoktur. Onun, Zühreogullarindan Abd b. Hâris'in müttefIki oldugu bilinmektedir.

Abdullah, Mekke'nin fakîh âilelerinden birine mensuptu. Gençliginde Ukbe b. Ebi Muayt'in koyunlarini güderek çobanlik yapmistir. Abdullah b. Mes'ud Hz. Peygamber ile Ilk tanismasi ve karsilasmasini söyle anlatir: Ben Ukbe b. Ebi Muayt'in koyunlarini güdüyordum. Bir gün Rasûlullah (s.a.s.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) yanimdan geçiyorlardi. Rasûlullah bana sütümün olup olmadigini sordu. Ben de ona çoban oldugumu ve bu koyunlarin emânet olduklarini söyledim. Bunun üzerine Rasûlullah: "Yavrulamamis ve süt vermeyen bir koyunun var mi? Bana gösterir misin?" dedi. Ben de koç yüzü görmemis bir koyun yanastirdim. Rasûlullah koyunun memesini tutup sagmaya basladi. Gerçekten yavrulamamis ve sütü olmayan bu koyundan süt sagip Ebu Bekir'e verdi. Hz. Ebu Bekir içti; sonra kabi Rasûlullah alip o da içtikten sonra koyunu saldi. "

Iste Ibn Mes'ud o günden sonra Hz. Peygamberin yanindan ayrIlmadi.

Islâm'i kabul edenlerin altincisidir. O müslüman oldugu zaman Peygamberimiz (s.a.s.) henüz Erkam'in evine tasinmamisti.

Islâm'i kabul ettikten sonra hep Kur'ân-i Kerim ezberlemistir. Kendi ifâdesiyle hifzettigi yetmis sûreyi Hz. Peygamber (s.a.s.)'in huzurunda okumustur. Sahâbeler arasinda hiç kimse bu konuda kendisiyle rekabete girisememis, daha sonra Abdullah Kur'an'in tamamini ezberlemistir.

Ibn Mes'ud, müslüman oldugu siralarda müslümanlar Hz. Peygamber ile açiktan açiga Ibâdet edemiyor, Istedikleri yerde yüksek sesle Kur'an okuyamiyorlardi. Müslümanlarin böyle bir hareketi, müsriklerin bütün câhilî duygularini kabartir, onlari müslümanlara karsi siddetli ve canice saldirilarda bulunmaya sürüklerdi. Bunun içindir ki müslümanlar, bu gibi tehlikelerden sakinmak Isterler, müsrikleri aleyhlerinde harekete tesvik ve tahrik edecek hareketlerden kaçinirlardi. Iste bu zor günlerde Abdullah Ibn Mes'ud, Kâbe'de Kur'ân okumak Istemisti. Hz. Peygamber ve Ashâbi bunun tehlikeli bir hareket oldugunu, özellikle Mekke'de kendisini himaye edecek büyük bir âilenin bulunmadigini, müsriklerin ona karsi pervasizca hareket ederek kendisini iskenceye ugratacaklarini söylemisler, fakat Ibn Mes'ud'un iman coskunlugu bütün bunlari geçmis: "Beni, onlarin serrinden Allah korur!" diyerek kalkmis ve Kâbe'ye gitmisti.

Bu sirada Kureys müsriklerinin büyükleri toplanmis, Harem'de bir meseleyi görüsüyorlardi. Onlar konusurlarken, yüksek ve güzel bir ses besmele çekmis ve Kur'ân-i Kerîm'den Rahman sûresini okumaya baslamisti. Herkes hayret etmis ve bu cesur adamin kim oldugunu ögrenmek üzere ona yöneldiklerinde Ibn Mes'ud oldugunu görmüslerdi. Kureys'liler kizmis, bu hareketi en siddetli cezalarla karsilamak Istemislerdi. Ibn Mes'ud'u kizgin kumlara yatirip Islâm'i terketmeye davet ettiler. Fakat Ibn Mes'ud, bu ezalara zerre kadar önem vermedi. Müsrikler de iskencelerinin bir fayda vermeyecegini anlayarak onu biraktilar .

Abdullah Ibn Mes'ud (r.a.) Kureysliler'in bu haince hareketleri yüzünden hastalandi ama içinde yanan iman atesi zerre kadar sönmemis, mâneviyati asla sarsIlmamisti. Ibn Mes'ud, Ilk firsatta ayni hareketi tekrarlamis; yine Kureysliler'in toplandiklari yerlerde Allah kelâmini en yüksek sesle okuyup Hz. Peygamber'den sonra Ilk kez Kâbe'de Kur'ân okuyarak müsriklere Islâm mesajini teblig etmisti.

Abdullah Ibn. Mes'ud'un bu imani ve cesareti müsriklerin ona büyük düsman kesIlmesine neden olmustu. Kureys'in bu tutumu karsisinda Ibn Mes'ud (r.a.) Mekke'yi terketmeye ve hicrete mecbur kaldi ve Habesistan'a gitmek üzere çöllere düstü. Daha sonra Habesistan'dan Medine'ye hicret ederek Muaz b. Cebel'e misâfir oldu.

Rasûlullah Medine'ye gelince, ona bir yer göstererek Medine'de yerlesmesini saglamisti.

Ibn Mes'ud, bütün büyük savaslara katIlmis ve hepsinde de önemli fedâkârliklar göstermistir. Bedir savasinda, Ensâr'dan Iki genç, Ibn Mes'ud'a gelerek, kendilerine Ebu Cehil'i göstermesini Istemis, sonra da küfür ordusunun basini temizlemislerdi.

Ibn Mes'ud (r.a.) Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber gazveleriyle Mekke'nin fethinde Rasûlullah ile birlikte bulundu. Huneyn gazvesindeki bozgun esnasinda Rasûlullah'in yanindan hiç ayrIlmadi. Rasûlullah onun bu fedâkârligini takdir buyurmustu. Abdullah Ibn Mes'ud, her gazada, Allah yolunda sehîd olmak gayreti ile savasan sahâbîlerdendi. Ondaki iman kuvveti, onu daima ileriye atiyor, ancak müslümanlarin zaferi ve müsriklerin yenilgisi gerçeklestikten sonra rahat ediyordu. Hz. Peygamber'in vefatindan sonra kIsa bir müddet, inzivaya çekildi. Fakat Ömer devrinde yeni fetihlere baslandigi zaman heyecani yeniden uyanan Ibn Mes'ud, cihad için Suriye cephesine gitti.

Hz. Ömer, hicrî yirminci yilda Ibn Mes'ud'u, Kûfe kadiligina tayin etti. Kadilik görevinin yani sira Beytülmâl*'in muhafazasi ile ilgilenecek, öte yandan halkin dinî egitimine de önem verecekti. Hz. Ömer bununla ilgili olarak Kûfe halkina gönderdigi mektupta söyle diyordu:

"Size Ammâr b. Yâsir'i Emir, Ibn Mes'ud'u da ögretici olarak gönderiyorum. Beytü'l-mâl'iniza da Ibn Mes'ud'u tayin ettim. Bunlarin her Ikisi de Bedir ehlindendirler. Onlari dinleyin ve onlara itaat ediniz. Ibn Mes'ud'u yanimda alikoymak istiyordum ama sizi kendime tercih ettim."

Ibn Mes'ud (r.a.), üzerine aldigi bu görevi son derece liyakat ve ehliyet ile yerine getirdi. Kûfe, mahsullerinin çokluk ve çesitliligi, gelirinin genisligiyle taninmis bir merkezdi. Onun için buranin 'beytü'l-mâl'i önemliydi . Çünkü burasi, binlerce Mücahidin tahsisâtini karsiliyordu. Horasan, Türkistan ve bunlara benzer diger yerlerde, cihada katilan müslümanlar en uzak cephelerde çarpIsan ordular, buradan teçhiz ediliyordu. Bu durum, Ibn Mes'ud tarafindan yürütülen vazifenin ne kadar zor oldugunu göstermeye yeterlidir. Ibn Mes'ud'un bu kadar mühim bir isi üstlenmesi onun ne kadar hünerli biri oldugunu gösterir.

Abdullah Ibn Mes'ud, ayni zamanda son derece zâhid ve müttakî idi. Dünyevî hiçbir zevk onu çekememisti. Bundan dolayi onun emin eline verilen bütün vazifeleri en yüksek dogrulukla yerine getirir; beytü'l-mâl'in her seyini korur ve her seyi ancak yerine, ehil ve hakki olana verirdi. Bu hususta o kadar itina ederdi ki: Bir defasinda Sa'd b. Ebi Vakkas ile arasinda bir ihtilaf oldu. Sa'd, beytü'lmâl'den bir miktar borç para almis, ödeme zamani geldiginde borcunu ödemedigini görünce, ona agir sözler söylemis ve kalbini kirmisti.

Ibn Mes'ud altmis yasindayken hastalandi. Bir gece rüyasinda Rasûlullah'i gördü. Hz. Peygamber onu davet ediyordu.

Ibn Mes'ud'un vefati yaklastigi zaman Hz. Zübeyr ile oglu Abdullah yanina gelmislerdi. Hicrî otuzIkinci yilda vefat etti. Onu Hz. Zübeyr ve oglu teçhiz ve tekfin ettiler. Sahih rivâyetlere göre cenaze namazini bizzat Hz. Osman kildirdi. Hz. Osman b. Mazun ise onu kabrine indirdi.

Ibn Mes'ud, Islâm'a girdigi günlerden beri ilimle ugrasmakla kendini göstermisti. Rasûlullah ondaki bu ilgi ve sevki sezerek: "Sen, muallim olacak bir gençsin" buyurmuslardi. Gerçekten Ibn Mes'ud her ânini ilim tahsili ile geçirmis, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in deniz gibi Ilminden yararlanmak için firsati ganimet bIlmisti.

Ibn Mes'ud, Rasûlullah'in en özel, en mahrem dostlarindan ve adamlarindandi. O, Rasûlullah'a hizmetle övünürdü. Bazen Rasûlullah'in misvakini tasir, takdim ederdi. Bazen âsasini getirirdi. Buna benzer birçok özel hizmetlerini yapardi. Ayrica o, Rasûlullah'in sirdaslarindandi. Rasûlullah'in o kadar yakinlarindandi ki, meclisine izinsiz girer, onunla konusur, emirlerini dinler ve bütün arzularini yerine getirirdi.

Ibn Mes'ud, ilâhî vahyi, bizzat onu alan ve telâffuz eden Hz. Peygamber' den ögrenmistir. Bunun içindir ki o, Kur'an'i en iyi bilen, en mükemmel ezberleyen zatlardandi. Herkes onun bu husustaki bilgisini ve kabiliyetini takdir ederdi; ashâb'in hepsi, onun Kur'ân'a olan vukûfiyetini ve bundaki üstünlügünü kabul ederlerdi.

Ebu Ahves der ki: "Bir gün Ebu Musa'l-Es'âri'nin evinde bulunuyorduk. Orada Ibn Mes'ud'un arkadaslarindan bazi zatlar vardi. Mushaf'a bakiyorlardi. Abdullah kalkarak, Ibn Mes'ud hakkinda sunlari söyledi: "Rasûlullah'in ilâhî vahyi Ibn Mes'ud'dan daha iyi taniyan birini birakmadigi kanaatindeyim." Ebu Musa bu sözleri dinledikten sonra: "Biz bulunmadigimiz zaman o, Rasûlullah'i görür, biz kabul olunmadigimizda o, huzura kabul olunurdu" dedi.

Amr b. As'in oglu Abdullah'in meclisine devam eden Mesruk der ki: Abdullah b. Amr'a gider, konusurduk. Bir gün Abdullah Ibn Mes'ud'dan söz açildi. Abdullah dedi ki: 'Öyle bir adamdan bahsediyorsunuz ki, onu çok seviyorum, sevecegim de. Çünkü Rasûlullah onun hakkinda söyle buyurmustu: "Kur'an'i dört kisiden ögreniniz: Ibn Mes'ud'dan, Muaz b. Cebel, Übey b. Kaab ve Ebu Huzeyfe'nin mevlâ'si Sâlim'den." Rasûlullah bu açiklamasina Ibn Mes'ud ile baslamisti . "

Ibn Mes'ud, Kur'an'in yayIlmasina, onu, Rasûlullah'dan aldigi sekilde ögretmeye çalisirdi. Öte yandan tefsir Ilminde de mühim hizmetleri olmustu. Ibn Mes'ud der ki: "Habesistan'a hicret etmeden önce, Mekke'de bulundugumuz sirada, Rasûlullah'a, namaz kilarlarken selâm verirdik, o da selâmimizi alirdi. Habesistan'dan dönüsümüzde yine ayni sekilde namaz kilarlarken selâm verdik, selâmimizi almadi. Namazini bitirdikten sonra Rasûlullah'a sebebini sordum: "Cenâbi Hak, namazda konusmayi yasakladi", buyurdular.

Yine Ibn Mes'ud anlatiyor: Hz. Peygamber (s.a.s.)'e söyle soruldu: "En büyük günah sunlardan hangisidir? Allah'a ortak kosmak, kendi çocugunu öldürmek, komsunun karisi ile zina etmek. " O zaman Rasûlullah'a su âyet-i kerime indi: "Onlar ki Allah ile beraber baska bir ilâha Ibâdet etmezler, Allah'in haram kildigi cana haksiz yere kiymazlar ve zina yapmazlar. Her kim de bunlari yaparsa kiyâmet günü agir cezaya çarptirilir. " (el-Furkan, 25/67).

Ibn Mes'ud kendi re'yi ile Kur'ân'i tefsir etme hususunda son derece ihtiyatla hareket ederdi. Kendisi bunu izah ederek der ki: "Mescitteydim. Orada Kur'ân'i kendi re'yiyle tefsir eden bir adami gördüm ve hemen oradan ayrildim. Bu adam: "Gögün açik bir duman ile gelecegi günü bekle, o Insanlari sarar, bu, acikli bir azaptir." (ed-Duhan, 44/10), âyetini tefsir ederken, kiyâmet gününde herkesin nefesini tikayacak ve onlari nezleye ugratacak bir dumandan söz ediyordu. Hâlbuki bir Insanin bIlmedigi bir sey için Allah bilir, demesi, onun Ilmine delâlet eder. Bu âyet-i kerime ise Kureys'in Rasûlullah'a karsi son derece siddetli davrandiklari zamanlarda inmisti.

Ibn Mes'ud, Kur'an-i Kerim'i bizzat Rasûlullah'dan ögrenenlerdendi. Onun için kiraatinde baska bir mükemmellik vardi. Rasûlullah onun kiraatinden bahseder ve onu överdi. Bir gün Mescidte Ibn Mes'ud, güzel sesle Nisâ sûresini okuyordu. Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Ebu Bekir ve Ömer ile birlikte mescide gelmis ve onu zevkle dinledikten sonra söyle demislerdi: "Ibn Mes'ud! ne dilersen dile nâil olursun!"

Ebu Bekir'den sonra Hz. Ömer gelmis ve Rasûlullah'dan duyduklarini Ibn Mes'ud'a müjdelemek Istemisti. Ibn Mes'ud ona: "Ebu Bekir seni geçti" demisti. Hz. Ömer de: "Allah Ebu Bekir'den razi olsun, onun daha önce sana geldiginden haberim yoktu" demisti.

Gerçekten Ibn Mes'ud'un kiraati son derece güzeldi. Rasûlullah, Kur'an'i ona talim ettikten sonra, sesinden dinlemek Isterdi. Ibn Mes'ud, bir gün Rasûlullah'a: "Biz Kur'an'i sizden okuduk, sizden ögrenmedik mi?" demis, Rasûlullah da söyle buyurmustu: "Evet ama ben Kur'an'i baskalarindan dinlemek Isterim."

Ibn Mes'ud diyor ki: "Bir gün Rasûlullah'in huzurunda Nisâ sûresinden bir bölüm okuyordum. "Her ümmetten bir sâhid getirdigimiz, seni de onlarin üzerine sâhid getirdigimiz vakit, bakalim onlarin hali nice olacak?" (en-Nisâ, 4/41). Âyeti kerimesine geldigim zaman, Rasûlullah'in gözleri yasarmisti ."

Ibn Mes'ud, Rasûlullah'a yakinligi dolayisiyla son derece genis bilgiye sahipti. "Onun, o devre ait bIlmedigi yoktu" dersek mübalâga etmis olmayiz. Bununla beraber o, asr-i saâdet'e ait rivâyetlerde son derece ihtiyatli davranirdi. Amr b. Meymun söyle der: "Abdullah ile tam bir yil kaldim. Bu müddet içinde onun 'Rasûlullah buyurdu' dedigini duymadim. Sâyet böyle bir söze baslarsa bütün vücudu ürperir ve alnindan terler akardi."

Ibn Mes'ud'un talebelerine olan en büyük nasihati ve vasiyeti; Rasûlullah'in hadIsleri ni rivâyet ederken son derece dikkatli olmalariydi. O, talebelerine derdi ki: "Rasûlullah'dan bir söz naklettiniz mi, o sözün nübüvvet ve risâlet sanina en lâyik, ümmetinin hidâyetine en faydali ve takvâya en uygun olanini gözetiniz."

Ibn Mes'ud'un, çok ihtiyatli davranmasina ve talebelerine de hadis rivâyeti konusunda sIki sIki tembihlerde bulunmasina ragmen, ondan çok hadis rivâyet edIlmistir. Üstelik o, çok rivâyetiyle taninan Muksirun* sahâbîlerden biridir. Buna ragmen Ibn Mes'ud, mutlak hadis rivâyet etmez, onun rivâyetleri çogunlukla Rasûlullah'dan ögrendigi farzlari açiklayan ve dini emirlerin kolayca anlasIlmasina yardimci olan talimatlardir. Sahih hadis kitaplari ve müsnedlerde ondan rivâyet edilen hadIsleri n toplami sekizyüzkirksekizdir. Bunlarin altmisdördünü Buhârî ve Müslim müstereken rivâyet ederler. Ayrica yirmibirini Buhârî, otuzsekizini Müslim nakletmistir. Böylece Buhârî, Ibn Mes'ud'dan toplam seksen bes, Müslim, toplam doksandokuz hadis rivâyet etmislerdir.

Ibn Mes'ud, fIkih Ilminin kurucularindan olan fakîh sahâbilerden biridir. O, özellikle Hanefi fikhinin temel tasidir. Önce de belirttigimiz gibi, o, bütün Kûfe eyaletinin kadisiydi. Onun içindir ki Ibn Mes'ud, halka, fIkih meselelerini ve içtihadlarini ögretir, bütün mürâacatlarini cevaplar ve problemlerini hâllederdi. Irak kitasinin bütün âlimleri, Ibn Mes'ud'u rehber tanirlardi. Çünkü fIkihta en çok istifâde ettikleri zat oydu. Hz. Ibn Mes'ud'un baslica talebelerinden olan Alkame b. Kays ile Esved b. Yezid, özellikle fIkih Ilmindeki derinlikleriyle söhret kazanmislardi. Bunlardan sonra İbrahim enNahàî, Kûfe fikhina genislik vermis ve Irak fakîhi ünvanini almisti.İbrahim en-Nahâî'nin bütün dayanagi Ibn Mes'ud'un içtihadlariydi. Ibn Mes'ud'un bu ilim hazinesi, en-Nahâî'den, Hammâd b. Süleyman'a intikâl etmis, ondanda İmâm-i A'zam Ebû Hanîfe'ye geçmisti.İmâm-i A'zam bunlari genisletmis, ilim ve ictihadiyla yaymisti. Böylece Islâm âleminin önemli bir bölümü, bunlarin Ilminden yararlanmistir.

Abdullah Ibn Mes'ud, kiyas ile muasirlarinin birçok problemlerini çözmüs, bu kaidenin yerlesmesinde son derece büyük hizmetlerde bulunmus ve böylece usul-u fIkih Ilminin ortaya çikmasina, istinbat melekesinin kuvvetlenmesine büyük katkilarda bulunmustur.

Ibn Mes'ud, bu suretle kiyas'in en önemli esaslarini tesbit etmistir.

Ibn Mes'ud'un bu önemli fikhî görüs ve içtihadlari Misirli âlim Muhammed Ravvâs Kal'aci tarafindan "Mevsû'atu Fikhî Abdullah Ibn Mes'ud " adiyla toplanmis ve ilim hayatina kazandirIlmistir.

Hz. Ibn Mes'ud'un muasirlari ondan birçok meselelerde faydalanmislardir. Imam Muhammed b. Hasan es-Seybânî; "Ashâb içinde fIkih meselelerinde derinlik sahibi olanlar Hz. Ali, Ubey b. Ka'b, Ebu Musa el-Es'ari, Hz. Ömer, Zeyd b. Sabit ve Abdullah Ibn Mes'ud'tur" der. Imam Sa'bi: "Hz. Ömer, Zeyd b. Sabit ve Abdullah Ibn Mes'ud'un bütün ümmetin ufkunu açan fikhî meseleleri çözdüklerini ifâde eder. Zamanimin bütün âlimleri Abdullah Ibn Mes'ud'u büyük fakih bilirlerdi. Hz. Ömer onu gördükçe güler: "Bu, ilimle dolu bir zattir." derdi.

Ibn Abbas da, Ibn Mes'ud hakkinda söyle der: "Kur'ân'in en büyük tercümanidir."

Ibn Mes'ud'un ileri gelen talebelerinden biri Alkame b. Kays idi. Alkame, dimaginin tazeligi, malûmatinin genisligi ile seçkindi. Ibn Mes'ud, onun kendisinden daha çok malûmatli oldugunu söylerdi:

Ibn Mes'ud, Kûfe'de bütün talebelerine Kur'ân'i Kerim, hadîs ve fIkih okuturdu. Dersine devam edenler büyük bir halka olustururlardi. Ondan ders okuyanlar arasinda büyük söhret kazananlar da vardi. Alkame, Mesruk, Esved, Abîde, Kâdi Süreyh, Ebu Vâil bunlar arasindadirlar. Her biri büyük bir âlim olan bunlar arasinda özellikle Alkame, daima Ibn Mes'ud'u hatirlatan bir simâ olmustu. Ibn Mes'ud yola çiktigi zaman talebelerinin çogu onunla beraber hareket ederler ve ona yoldas olurlardi.

Bir gün Habbâb b. Eret, Ibn Mes'ud'un son derece genis olan ders halkasina gelmis, oraya devam eden gençlerin çoklugundan memnun olmus ve Ibn Mes'ud'a en liyakatli talebesini sormustu. Ibn Mes'ud da Alkame'yi göstermisti. Hz. Habbab, Alkame ile görüsmüs ve onun malûmatinin genisliginden çok derin bir zevk duymustu.

Ibn Mes'ud'un talebeleri, kendisini derin bir istiyakla dinlerler ve derslerini ask ve sevkle alirlardi. Baslica talebelerinden olan Sakik der ki: "Mescitte Ibn Mes'ud'u bekler, onun derse çikmasi için yolunu gözetlerdik. Bir gün biz böyle beklesirken Yezid b. Muaviye en-Nehai gelmis ve bize: 'Dilerseniz evine gidip bakayim, evdeyse alip getirmeye çalIsayim' demis ve gitmisti. Ibn Mes'ud gelmis, bize: 'Ben sizi biktirmamak için gelmedim. Rasûlullah bize vaazlarini fasila ile verirdi. Çünkü bikkinliga ugramamizi Istemezdi.' demisti."

Ibn Mes'ud, sünnet-i seniyye'ye uygun bir ahlâk sahibiydi. O, ahlâk ve yasayis tarzini bizzat Rasûlullah'dan ögrenmisti. Çünkü o, Rasûlullah'in en yakin dostlarindandi. Her zaman Rasûlullah'in yanina girer, hizmetlerini görür, ayakkabilarini çevirir, önünde yürür, yikanacagi zaman perde tutar önünde siper olurdu. Rasûlullah ona, kayitsiz sartsiz bir müsaade vermisti. Ibn Mes'ud'a: "Her zaman yanima girebilirsin, ancak benim mani olacagim zamanlar hariç" derdi.Bunun içindir ki onun, Rasûlullah'i yegâne uyulacak Insan bIlmesi, onun her hâliyle hâllenmesi kadar tabii bir sey olamaz. Ibn Mes'ud, Kûfe'den ayrildigi hâlde ünü orada uzun zaman yasamis; herkes onun ilim ve irfaninin yani sira takvasini, iffetini, güzel huylulugunu, kalbinin rikkatini ve övgüye deger ahlâkini anmaya devam etmisti. Hz. Ali, Kûfe'ye gittigi zaman Ibn Mes'ud'un övgüye deger vasiflarla anildigini duyduktan sonra onun Kur'ân'i Kerim'e vukûfunu, helâli helâl, harami haram tanidigini, dinde fakih ve sünnette âlim oldugunu ilâve etmisti.

Abdullah Ibn Mes'ud, Ebu Umeyr adinda bir dostunu ziyaret etmek üzere çikmis, fakat evinde bulamayarak âilesine selâm göndermis ve kendisine bir miktar su verIlmesini rica etmisti. Evin hanimi, hizmetçisini komsuya göndererek su Istetmisti. Hizmetçi geciktigi için hanim ona lânet okumustu. Ibn Mes'ud hanimin hizmetçiye lânet okudugunu duymus ve evden çikmisti. Çikarken dostu Ebu Umeyr ile karsilasmisti. Ebu Umeyr "Ya Ebu Abdurrahman! Sen kendisinden kadinlarin kiskanilacagi bir adam degilsin, niçin kardesinin hanimina selâm vererek içerde oturmadin ve su içmedin?" demisti. Ibn Mes'ud'un cevabi: "Öyle yaptim fakat zevceniz ya su bulunmadigi veyahut evdeki su kâfi gelmedigi için hizmetçiyi komsuya gönderdi, hizmetçi geç kaldigi için de ona lânet okudu. Hâlbuki ben Rasûlullah'dan su sözleri duydum: "Lânet kime gönderIlmisse ona gider, ona kazIlmak Ister. Sayet buna bir yol bulamazsa: Ya Rabbi, beni falana gönderdiler, kalktim gittim, ona hulûl için bir yol bulamadim! Simdi ne yapayim? der. Cenab-i Hak da ona: Nereden geldinse oraya dön der. " Onun içindir ki, hizmetçinin bir mazereti olabilecegini düsündüm ve lânetin geri dönmesinden korktum. Buna sebep olmak Istemedim."

Bir defasinda adamin biri vefat etmis ve hiçbir hayri olmadigi söylenmisti. Ibn Mes'ud, bunu duyar duymaz, elinde bulunanlari sadaka olarak vermisti. Rasûlullah'in Ashâb'indan birçoklari, onun sünnetine yapismakla büyük bir serefe kavustular. Fakat Abdullah Ibn Mes'ud, hiçbir zaman dünyayi Istemedi. O hep ahireti gözetirdi. Hz. Ibn Mes'ud, son derece mIsafirperverdi. Kûfe'de ikâmet ettigi sirada evi hiç mIsafirsiz kalmazdi.

Ibn Mes'ud, namazlarini vaktinde kIlmaya o kadar riayet eder ki, bir kere Vali Velid b. Ukbe, Kûfe mescidinde halki bir süre bekletmisti. Ibn Mes'ud hemen kalkarak, halka namazi kildirmisti. Vali, buna üzülerek, niçin böyle yaptigini sormus ve "Mü'min'lerin emirinden bir buyruk mu aldin? Yoksa bir bid'at mi icat ettin?" demisti. Ibn Mes'ud, ona su cevabi vermisti: "Ben, mü'minlerin emirinden bir buyruk almadigim gibi, bir bid'at de icat etmedim. Fakat senin bir isin vardir, diye bizim de namazimizi geciktirmene Allah razi olmaz."

Ibn Mes'ud, Ramazan'dan baska çogu günler oruç tutar, Asûre günlerini de oruçlu geçirirdi. Abdurrahman b. Yezid der ki: "Ibn Mes'ud, günlerinin çogunu oruçlu geçirirdi. Oruca ve namaza devamdan ayrica bir zevk alirdi. Ibn Mes'ud, son derece külfetsiz bir hayat sürer, gayet basit yemeklerle beslenir, külfetsizligi ve sadeligi hayatinin düstûru bilirdi. Talebesi Alkame, bu hususta Ibn Mes'ud'un harfiyen Rasûlullah'a uydugunu söyler. Ibn Mes'ud; senelerce beytü'lmâl* idare etmis, bir gün, bir dakika da olsa adalet ve insaftan ayrIlmamistir.


Tarih: 19:11, 24/4/2007 Kategori: Erkek Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB

calig39.jpg (20852 Byte)

 

Ikinci halife Hz. Ömer (r.a.)'in oglu ve mü'minlerin annesi Hz. Hafsa'nin ana-baba bir kardesi, fâkih ve muhaddis sahâbî. Ebû Abdurrahman künyesi ile taninan Abdullah'in annesi Zeynep bnt. Maz'un el-Cümeyhî'dir.

Abdullah b. Ömer'in, peygamberligin üçüncü yilinda dogdugu kaydedildigi gibi onun nübüvvetten bir yil önce dünyaya geldigi söylenmektedir.

Babasiyla birlikte, küçük yasta Islâm'a girdi ve yine babasi ile birlikte Medine'ye hicret etti. Tamamiyla Islâm toplumunda ve Islâm terbiyesiyle yetisti. Yasi küçük oldugu için Bedir ve Uhud gazalarina Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafindan katIlmasina müsâde verIlmedi. Ancak onsekiz yaslarinda iken Hendek gazvesine ve daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) zamaninda meydana gelen bütün savaslara katildi. Mekke fethinde, Mûte savasinda, Tebük seferinde ve Vedâ Hacc'inda bulundu.

Abdullah b. Ömer, Islâm devleti bünyesinde meydana gelen anlasmazliklarla ortaya çikan ve birbirleriyle mücadele eden gruplara karismadi, tarafsiz kaldi ve devlet kadrolarinda vazife almadi. Zira oglunu hilâfete aday göstermesini tavsiye eden sahâbelere Hz. Ömer: "Bir evden bir kurban yeter" demisti. Babasindan sonra basa geçecek halifeyi seçmeye görevli olan sûrâ'ya sadece müsâvir olarak katildi. Hz. Ömer ogluna sûrâ'ya katIlmasini ancak aday olmamasini tavsiye etmisti.

Hz. Osman (r.a.) zamaninda, Ibn Ömer, devlet Isleri ne müdahalede bulunmuyordu. Bir gün Hz. Osman, Ibn Ömer'e kadilik yapmasini, müslümanlarin arasindaki hukukî anlasmazliklari hâlletmesini teklif edince özür dileyerek kadilik vazifesini kabul etmemis, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in bir sözünü hatirlatmisti;

- Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurmuslardir ki: "Kadilar üç çesittir. Birincisi câhillerdir. Bunlarin yeri Cehennemdir. Ikinci zümre âlimleridir, fakat dünyaya meyilleri vardir, ilimleri ile amelleri bir degildir, bunlarda Cehennemliktir. Üçüncü zümre ise hem âlim, hem de dünyaya meyli olmayanlardir." (Ebû Dâvud, Akdiye, 2).

- Hz. Osman, Hz. Ibn Ömer'e dedi ki:

- "Ama, senin baban Hz. Peygamber (s.a.s.) zamaninda kaza* Isleri ile ugrasti ve kadilik yapti."

- "Evet, dogrudur, fakat babam bir mesele ile karsilasinca Rasûl-i Ekrem'e müracâat eder, müsküllerini hâlletmede zorluk çekmezdi. Çünkü Rasûl-i Ekrem müskil* bir mesele ile karsilasinca onun da müskilini vahiy hâllederdi. Simdi Rasûl-i Ekrem aramizda yok ki problemlerimizi ona götürelim. Allah simdi bizim yardimcimiz olsun."

Hz. Osman da bu hususta Hz. Ibn Ömer'e fazla israrda bulunmadi.

Hz. Ibn Ömer, hükümet ve devlet Isleri nden uzak kalmasina ragmen hak yolunda cihâd* edip Islâm fetihlerine katildi. Nitekim Hicret'in yirmiyedinci yilinda Afrika'da Tunus, Cezayir, Merakes seferine katIlmisti.

Ibn Ömer Hicret'in otuzuncu senesinde Horasan ve Taberistan fetihlerinde bulundu ve onun Taberistan fethinde bir Dihkan'i öldürdügü bilinmektedir. Ancak hükümet ve devlet Isleri ne müdahâle hususunda çok ihtiyatli davranip, daima uzak kalmayi tercih etti.

Hz. Osman'in sehâdetinden sonra Ilmî yüceligi, kahramanligi ve mücahidligi Hz. Ömer'in oglu olmasi sebebiyle halîfe* olmasi Istendiyse de kabul etmedi. Hz. Ali tarafinda yer aldi. Dahilî olaylara karismadi. Siffin olayindan sonra da halifelik tekliflerini reddetti. Muâviye zamaninda 669 yilinda Hz. Peygamber'in güvenini kazanmis ve bayraktarligini yapmis olan Halid b. Zeyd Ebu Eyyub el-Ensâri* ile Istanbul surlari önlerine kadar gelip, Istanbul'un Ilk muhasarasina katildi. Onun devlet bünyesinde ve Islâm toplumunda meydana gelen iç karisikliklar sirasinda temkinli davrandigini görmekteyiz. Fakat Siffin'de Hz. Ali'ye muhalefet edenlere ve Abdullah b. Zübeyr'i Kâbe'de muhasara edip sehid edenlere karsi savasmadigina pisman oldugunu bizzat kendisi ifâde etmistir.Haccac'a karsi savasmadiysa bile onun zulmünden asla çekinmeden Islâmî ahkâmi çignemesine karsi susmayip onu gerektiginde sert bir sekilde uyarmisti. Hattâ onun bu gibi uyarilarina kizan Haccac b. Yusuf, Abdullah'i öldürtme yollarini aramisti.

Nihâyet hicretin yetmisdördüncü yilinda Abdullah b Ömer seksendört veyahut seksen bes yasinda iken vefat ettigi.baska rivâyetlerde de onun seksenalti yasinda vefat ettigi kaydedilir.

Hac mevsiminde adamin biri ucu zehirli bir mizrak ile Abdullah b. Ömer'i ayagindan yaraladi. Vücûdu zehirlendi. Bu zehirlenme vefatina sebep oldu. Bir rivâyete göre yukarida söyledigimiz gibi bu yaralama Haccac b. Yusuf'un tertibi idi.

Ibnü'l-Esir'in kaydina göre, Haccac b. Yusuf minberde hutbe* okuyordu. Hutbe'de Abdullah Ibn Zübeyr'e agir sözler söylemis ve bazi ithamlarda bulunmus, onun Kur'ân-i Kerim'i tahrif ettigi iddiasini ortaya atmisti. Ibn Ömer düsünmeden ve çekinmeden Haccac'a bagirip: "Yalan söylüyorsun, bunu ne Ibn Zübeyr yapardi, ne de senin bu ise gücün yeter!..." demisti.

Ibn Ömer'in halkin toplu bulundugu bir yerde böyle sert konusmasindan Haccac fena halde bozulmus, ona kin besleyip çok kizmisti. Açiktan açiga ona bir sey yapamayacagindan gizlice ve hainlikle intikam almayi düsünmüstü.Ancak Ibnü'l-Esir Haccac'in hutbe meselesini baska türlü anlatmaktadir. Ona göre, Haccac hutbeyi çok uzatmis, o kadar uzatmisti ki, Ikindi namazina vakit daralmisti. Bu ara Ibn Ömer, "Günes seni beklemiyor" diye ihtarda bulunmustu. Ikinci bir rivâyete göre, Ibn Ömer'in onu beklemeyip kiymet vermemesine Haccac'in cani sIkilmis, firavunlugu tutmustu. Fakat Emevi hükümdari Abdülmelik b. Mervan'in korkusundan Ibn Ömer'e karsi gelemiyordu. Bu meselenin iç yüzünün bu sekilde oldugu anlasIlmaktadir. Yoksa imkân buldugu takdirde Haccac, Ibn Ömer'i bir an evvel ortadan kaldirmada tereddüt etmezdi.

Hac mevsiminde halkin kalabalik bulundugu bir sirada kim vurduya getirmek için Haccac bu hâdiseyi tertiplemisti. Hattâ Ibn Ömer hastalandigi sirada Haccac ziyaretine gitmis suçlunun yakalanip cezalandirIlmasi meselesi söz konusu olmustu. Ibn Ömer o sirada Haccac'a: "Sen silahla Harem-i Serif'e girIlmesine müsâade ettigin için bu olay meydana geldi. Harem-i Serif'e silahli girmenin dogru olmadigini biliyordun. Bunun önüne geçmis olsaydin bu hâdise olmazdi" demis, o da susmustu.

Ibn Ömer Medine'de vefat etmeyi arzu ediyordu. Zira son günlerde Mekke'de vaziyetin iyi olmadigini sezmisti. Cenab-i Hakk'a dua ediyor: "Allah'im, beni Mekke'de öldürme!" diye yalvariyordu. Oglu Sâlim'e söyle vasiyet etmisti: "Ben Mekke'de ölürsem beni Harem hududu civarinda defnet, sen de buradan göçüp git!" Ibn Ömer bu vasiyetinden birkaç gün sonra vefat etti.

Vefatini müteakip vasiyeti* geregince halk toplandi. Haccac da suçlulugunu örtbas etmek için cenaze namazina katildi. Hatta namazini Haccac'in kildirdigi bilinmektedir. (Ibn Sa 'd, Labakat ayni yer). Vefat ettiginde onbiri erkek onbes çocugu vardi.

Muhit ve aile olarak tamamen Islâmî terbiye ile yetismesi ve Rasûlullah'in sohbetlerinde devamli bulunmasi ona bizzat hizmet etmekle sereflenmesi, fitraten üstün hâllere sahip olmasindan dolayi zamaninin bütün ilimlerinde mâhir ve üstad olmasini sagladi. Her konuda çok dikkatli arastirmayi, incelemeyi severdi. Sahâbe içinde dünyaya önem vermemesi örnek gösterilirdi. Haram ve süpheli konularda çok titiz davranirdi.

Kur'ân-i Kerim'in tefsiri hususunda da sahâbenin ileri gelenlerindendi. Bir gün Hz. Peygamber, ashâb-i kirâm'a 0brahim sûresi* Yirmidördüncü âyetinde geçen "agaç"in nasil bir agaç oldugunu sormus. Hiç kimse cevap veremem isti. Rasûlullah (s.a.s.) bunun "hurma agaci" oldugunu açiklayip da oradakiler dagilinca Abdullah b. Ömer yolda giderken babasina "Rasûli Ekrem'in, agacin nasil bir agaç oldugunu açiklamasindan önce hurma agaci oldugu kalbime dogdu" dedi. Babasi Ömer, "Peki neden bunu söylemedin?" deyince, Abdullah "Rasûlullah'in huzurunda sen ve Ebû Bekir dururken konusmayi uygun görmedim" demisti.Bu da onun Allah'in âyetlerine vukûfiyetini gösterir.

Abdullah b. Ömer helâl ve harama ait hadIsleri en çok bildiren râvidir. Genellikle isittigi hadIsleri yanilgiyi azaltmak, unutkanligi ortadan kaldirmak için devamli yazardi. Gerekmedikçe de hadis rivâyet etmezdi.

Ibn Ömer tefsirde oldugu kadar hadis Ilminde de ileri gelenlerden de hadis hâfizlari arasinda ün kazanmis sahâbîlerdendir. Elimizde mevcut hadis kitaplarinda Ibn Ömer'den Ikibinaltiyüzotuz hadis rivâyet olunmustur.

Bunlardan yüzaltmissekiz tanesi Buhârî* ve Müslim* tarafindan müstereken rivâyet edIlmistir. Buhârî'de seksenbir, Müslim'de de otuzbir; Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde Iki binondokuz hadis ayrica naklolunmaktadir.

Ibn Ömer Rasûl-i Ekrem'in sözlerini, fiillerini sevk ve zevk ile izlerdi. Ekseriya Rasûl-i Ekrem'in hizmetinde ve huzurunda bulunurdu. Bulunmadigi zaman da Rasûl-i Ekrem'in söz ve fiilini huzurda bulunanlardan sorar, tetkik ederdi. Bir meselede süpheye düstügü, yahut iyi anlamadigi takdirde hemen Rasûl-i Ekrem'e gidip ögrenirdi. Bu suretle Rasûl-i Ekrem'in söz ve fiillerine ait hadIsleri toplamis, hifzetmisti .

Hadîs-i Seriflerin ümmet içinde yayIlmasi ve ümmetin evlatlarina ögretIlmesi hususunda Ibn Ömer'in büyük hizmeti olmustur. Hadisi iyi bilip, iyi tetkik edenlerdendi. Bildigini ögretmekten büyük zevk duyardi. Rasûl-i Ekrem'in vefâtindan sonra altmis yil yasadi. Ömrü boyunca Rasûlullah'in hadIsleri ni Islâm ümmeti arasinda yaymakla vakit geçirdi. Nitekim elimizde bulunan hadIsleri n nakil silsilesinin çogu Abdullah Ibn Ömer'e dayanmaktadir.

Ibn Ömer, Medine'de ders halkasi olusturarak hadîs ögretirdi. Bundan baska her zaman hac mevsiminde Mekke'de Islâm dünyasinin dört bir yanindan gelen hacilara Rasûlullah'in hadIsleri ni ögretme konusunda büyük gayret sarfederdi.

Çok hadîs bIlmesine ragmen büyük titizliginden çok az rivâyette bulunurdu. Abdullah b. Ömer'den Nâfi ve Imam Mâlik* b. Enes'in rivâyetleriyle gelen hadisler en saglam rivâyetler olarak degerlendirIlmekte ve bu rivâyet zincirine "Altin Zincir" adi verIlmektedir. Abdullah b. Ömer'den hadis ögrenimi görenler arasinda basta Abdullah b. Abbâs olmak üzere Câbir b. Abdullah, Saîd b. el-Müseyyeb, Said b. Cübeyr, Abdullah b. Keysân, Hasan-i Basrî, Nâfi, Mücâhid, Tâvûs, Enes b. Sîrin gibi meshur muhaddisler ve ogullarindan Hamza, Bilâl, Abdullah ve Ubeydullah vardir. Ibn Ömer bu hadis Ilminden dolayi çok hadis rivâyet eden Muksirûn* sahâbeler arasinda yer almaktadir.

Abdullah'in, muhaddisliginin yani sira fakîh bir sahâbî oldugu da bilinen bir husustur. Ibn Ömer ömrünü Medine'de geçirmis ve fIkih* üzerinde çalismistir. Medine'nin fIkih âlimlerinin birçogu fetvalarinda Ibn Ömer'in bilgisinden faydalanmislardir. Ehl-i Sünnet'in dört Imamindan biri olan Imam Mâlik'in fikhi Abdullah Ibn Ömer'in fetvalari ile doludur. Imam Mâlik'in dedigi gibi, Abdullah b. Ömer fIkih âlimlerinin basinda gelenlerdendi. Eger Ibn Ömer'in fIkihtaki fetvalari toplansa büyük bir eser meydana gelir. Nitekim, Misir'li âlim M. Revvâs Kal'aci "Mevsû 'atu Fikhî Abdullah b. Ömer" (Abdullah b. Ömer'in Fikhi Ansiklopedisi) adiyla bir eser vücûda getirmistir. (Beyrût 1986). Islâm fIkih ulemâsinin en ileri gelenlerinin bildirdiklerine göre, Islâmî meselelerde Ibn Ömer'in sözleri ile amel etmek yeterlidir.

Abdullah b. Ömer uzun bir ömür sürdügünden peygamberimizden sonra altmis yil müddetle fetva* vermistir. Ancak fetva verme konusunda çok ihtiyatli hareket ederdi. Sahsiyet olarak; iyilik etmeyi, sadaka vermeyi, hayir yapmayi, hele köle azad etmeyi çok severdi. Saglam karakterli, iyi ve güzel huylu olup, kötülüklerden kaçinirdi. Her yaptigi isi Allah rizasi için yapardi. Kendi yüzük tasinda: "Allah Teâlâ'ya, Allah için hâlis Ibâdet etti." ibâresi yaziliydi. Dünya malina, dünya zevklerine hiç gönül vermezdi. Sahâbe'den Câbir b. Abdullah: "Ömer ve oglu Abdullah'dan baska içimizde dünyaya meyli olmayan kimse yoktur." derdi.

0 limde Imamliga yükselen muhaddis ve tâbiînin büyüklerinden olan Nâfi, Abdullah b. Ömer'in azatlisidir. Nâfi köle iken Ibn Ömer onu onbin dirheme satin alip, "Seni Allah rizasi için azat ettim" diyerek kölelikten kurtarmistir. Kölelerinden Ibâdet edeni gördükçe hemen onu âzad ederdi. "Ibâdeti göstermelik yaparak âzad olmak Isteyenler olursa ne yaparsiniz?" diye ona soruldugunda Abdullah'in "Hayir için aldanmaktan iyi sey var midir?" buyurduklari meshûrdur. Imam Nâfi, Abdullah için: "Her zaman dualarinda belirttigi gibi bin köle âzad ettikten sonra vefat etti." demisti. Çogu zaman sirtindaki kaftanini çikarip gördügü bir fakire verirdi.

Abdullah b. Ömer'in evinde mIsafir* eksik olmazdi. Aksam yemeklerini yalniz yedigi nadirdir. Mutlaka mIsafiri olur, olmazsa arar bulurdu. Kendisi de dostlarinin evinde üç günden fazla mIsafir kalmazdi. Evinde en zarûrî ihtiyacini karsilayan esya bulundururdu. Cuma'dan önce mutlaka yikanir, abdest alir, güzel kokular sürünürdü. Her namaz için abdest alir, geceleri çok namaz kilardi.

Abdullah'in oglu Hâlid'in âzad ettigi Ebû Gâlib söyle anlatir: "Abdullah b. Ömer Mekke'ye geldiginde sik sik bize misâfir olurdu. Geceleri teheccüd namazi kilardi. Bir gece sabah namazi yaklastigi zaman bana "Kalkip namaz kIlmayacak misin? Kur'ân'in üçte birini de okusan yeter." dedi. "Sabah yaklasti, kIsa zamanda Kur'ân'in üçte birini okuyup yetistiremem" dedim. Bana dönerek: "0hlâs sûresi Kur'ân'in üçte birine esittir." dedi.

Imam Nâfi'in naklettigine göre, Abdullah b. Ömer mûsikîyi * sevmezdi. Teganni ve saz seslerine kulaklarini tikardi. Bir gün birisi yanina yaklasarak: "Abdullah, Allah için seni çok seviyorum" dedi. Abdullah da: "Ben de Allah için seni hiç sevmiyorum. Çünkü sen ezani teganni ederek, sarki söyler gibi okuyorsun" buyurdu.

Allah'tan baska kimseden korkmazdi. Kötülüge karsi hep iyilikle karsilik verirdi. Zeyd b. Eslem su olayi anlatir: "Adamin birisi yolda Abdullah b. Ömer'e sövüp saymaya basladi. Abdullah evinin kapisina varincaya kadar onu sabirla dinledikten sonra adam dönerek, "Ben ve kardesim Âsim kimseye sövmeyiz" dedi.

Çok az yemek yerdi. Hele acikmayinca hiçbir sey yemezdi. Bir gün dostlarindan birisi ona hazim kolaylastirici bir ilâç hediye etmek Istedi. O dostuna su cevabi verdi: "Ben hiçbir yemekten karnimi doyururcasina yemedim. Hazim ilâcina ihtiyacim olacagini zannetmiyorum."

Bu kadar tok gözlü olmakla beraber ayni zamanda son derece müstagni bir kisi idi. Kimseden bir sey Istemezdi. Herkes ona hizmet etmek Ister, fakat o asla kabul etmezdi.

Bir ara Abdülaziz b. Hârun ona haber gönderip ihtiyaçlarinin ne oldugunu bildirmesini Istemis, Ibn Ömer onun davranisina karsi su cevabi vermisti: "Siz, geçimleri size ait olanlarin, geçimlerini üzerinize almis bulundugunuz kimselerin ihtiyaçlarini temin ederseniz daha iyi olur " (Ibn Sa'd, Tabakat, IV, 174).

Ancak Ibn Ömer bir sey hediye* edildiginde onu geri çevirmezdi. Nitekim Muhtar mal-ve mülkünün bir çogunu Ibn Ömer'e hediye etmis, o da kabul eylemisti. "Bize hediye edilenleri biz de hediye eder, Hak yolunda dagitiriz." demisti. Ve bütün hediyeleri ihtiyaç sahiplerine dagitmisti.

Bir ara Ibn Ömer'in halasi Ramle ona Ikiyüz dinar altin para göndermisti. Emir Muâviye ise bir aralik onun ihtiyaçlari için yüz bin dinar yollamisti. Muâviye bu parayi gönderirken Ibn Ömer'in Yezîd'e bey'at etmesini de düsünerek buna basvurmustu. Ibn Ömer bunu kabul etmemis, "Benim imanim sizin paranizdan daha degerlidir . " demisti . (Ibn Sa 'd, ayni yerler).

Abdullah b. Ömer'in yasayisi her türlü gösterIsten uzak idi. O bu hususta mükemmel bir örnektir. Bir oturusta binlerce dirhem para dagitmis olan bir zâtin bütün ev esyasi bir hali veya kilim ve bir de yataktan ibaret idi. Bunlarin bütün kiymeti yüz dirhem tutmazdi.

Abdullah varlikli olmakla beraber yasayisi Iste bu kadar sâde idi. Cuma günleri hariç, güzel koku kullanmazdi. Yalniz cuma günü iyi elbise giyerdi. Bir gün Cuma'dan sonra yolculuga çikmasi gerekti. Güzel elbiselerini giymisti. Bu elbiseyi eve gönderip degistirdi ve normal elbiselerini giydi.

Ibn Ömer sekil ve semâli hususunda babasi Ömer'e çok benzerdi. Uzun boylu ve esmerdi. Sakali agardigi zaman koyu sariya boyardi. Zira sakalinin rengi de koyu sariydi.

Ahmed AGIRAKÇA

Abdullah b. Ömer'in Bizzat Peygamber Efendimiz'den Duyarak Naklettigi Bazi Hadisler

- Insanoglu Allah'tan baska hiçbir seyden korkmazsa Allah'u Teâlâ ona hiçbir seyi musallat etmez.

- Nasihat olarak ölüm yeter.

- Istedigini ye, Istedigini giyin. Insanlari yanlis yola götüren israf ve tekebbürdür.

- Sagliginda hastaligin ve hayatinda ölümün için tedbir al.

Abdullah Ibn Ömer (r.a.) buyurdu ki:

- Ey Insan bedeninle dünyada ol, kalbinle âhireti bul.

- Hikmet ondur; dokuzu sükût, biri de az konusmaktir.

- Haramdan kaçinmadikça Ibâdetler kabul olunmaz.

Ebû Seleme b. Abdullah söyle demistir: "Abdullah Ibn Ömer vefat etti. O fazilette babasi Ömer'e çok benzerdi. Hz. Ömer kendisinin benzerlerinin çok oldugu bir zamanda yasamisti. Fakat Abdullah Ibn Ömer ise kendisinin bir benzeri bulunmayan bir dönemde yasamisti."


Tarih: 19:09, 24/4/2007 Kategori: Erkek Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Abdullah Ibni Zeyd (r.anh)

besmele2.gif (7061 Byte)

Sâhibü’l-Ezân

 

Abdullah Ibni Zeyd radiyallahu anh “Sâhibü’l-Ezân” lakabiyla taninan bir sahâbi... Islam’in siâri, en büyük alâmeti olan “Ezân-i Muhammedî”nin okunusunu rüyasinda ögrenen bir yigit... Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden ezan ile ilgili hadis-i serifi rivayet etmekle meshur olmus bir iman eri...

O, Medine’li olup Hazrec kabilesine mensuptur. Akabe’de Rasûlullah (s.a.)’e biat ederek Islâm’la sereflenen Medine’li ilk müslümanlardandir. Babasi Zeyd Ibni Sa’lebe’dir.

Iki Cihan Günesi efendimiz Medine-i Münevvere’ye tesrif edince, Ensar ile muhaciri birbiriyle kardes ilân etti. Sonra ashabiyla birlikte Islâm’in ilk müessesesi olan mescidi insa etti. Hicretin birinci yilinda “Mescid-i Nebevî” tamamlandiktan sonra müslümanlarin ibadete nasil çagrilacagi konusu gündeme geldi. Namaz vakitleri nasil duyurulacakti?

Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz bu konuda ashabinin fikirlerini almak üzere onlari topladi ve istisarede bulundu. Onlara ibâdet vakitlerini halka duyurmak için ne yapilmasi lâzim geldigini ve müslümanlarin cemaate, câmiye nasil çagrilmasi gerektigini sordu. Namaz vaktinin girdigi nasil ilân edilmeli? diyerek ashâbina sorular yöneltti. Teker teker onlarin görüslerini aldi. Herkes bir fikir beyân ediyordu. Kimi namaz vakti câmi üzerine bayrak dikelim dedi. Kimi çan çalalim, boru öttürelim dedi. Kimisi de ates yakalim dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz bu görüslere iltifat buyurmadi. Çan çalma hristiyanlarin, boru sesi yahûdilerin, ates yakmak da mecûsîlerin âdetleriydi. Bu sebeble bu görüsler hüsnü kabul görmedi. Edasiyla, sedasiyla ve manasiyla gönüllere hos gelecek, kulaklari oksayacak ve imanlari costuracak bir çare bulunmaliydi. Bir müddet sabredilmeliydi. Allah (c.c) her seye kadirdi. Görüsler henüz bir fikir üzerinde birlesemeden toplanti dagildi. Müzâkereler birkaç gün devam etti.

Abdullah Ibni Zeyd (r.a.) bir gece rüyasinda degisik kelimelerle bir takim sözler isitti. Bu isin gerçeklestigini gördü. Sabah erkenden Iki Cihan Günesi efendimizin huzuruna geldi ve rüyasini heyecanla anlatti. Rüya söyle idi:

Üzerinde iki kat (alt ve üst) yesil elbise bulunan biri yanima geldi. Elinde bir de nâkus (çan) vardi. Ona: Elindeki çani satar misin?” dedim. O da: “Ne yapacaksin?” diye sordu. Bende: “Namaz vakitlerini bildirmek için çalacagim” dedim. O kisi bana: “Ben sana daha hayirlisini tarif edeyim.” dedi. Kibleye karsi durdu ve yüksek sesle “Allahu Ekber” diye baslayarak ezani bütünüyle okudu. Sonra biraz durdu; ezan cümlelerini bir daha okudu.

Ayni kelimeleri tekrar etti. Sonuna dogru iki defa “Kad kâmetis salâh” dedi. Bu cümleyi ilâve etti.

Abdullah ibni Zeyd (r.a.) bu sekilde rüyasini anlatinca Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz: “Bu sâdik bir rüyadir. Hak, gerçek bir rüyadir. Onu Bilâl’e ögret. Onun sesi seninkinden daha gürdür.” buyurdu. Ezan’da geçen, cümleleri, sözleri Bilâl (r.a.)’a ögretmesini duyurdu. O da Bilâl (r.a.)’e ayni kelimelerle bugün okunmakta olan ezâni ögretti.

Bilâl-i Habesi (r.a.) mescidin yakininda bulunan yüksek bir yere çikti ve ilk ezâni okudu. Hz. Ömer (r.a.) ezân sesini isitince kosarak Rasûlullah (s.a.) efendimizin huzuruna geldi ve: “Ey Allah’in Rasûlü! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah için, onun gördügünün aynisini ben de gördüm. Ama bu benden önce geldi.” dedi. Bu kelimeleri aynen rüyasinda duydugunu söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz: “Allah’a hamdolsun hakki bildirdi.” buyurdu. Iki ashabinin rüyalarinin ayni olmasindan dolayi Allah Teâlâ’ya hamdetti. Böylece kiyamete kadar devam edecek olan ulvî bir davet sekli meydana geldi. Bu seref Abdullah Ibni Zeyd (r.a.) için büyük saâdet oldu. Bundan sonra “sâhibü’l-ezân” diye söhret buldu.

Ne güzel ahlâk-i hamîde!.. Istisâre!.. Müzâkere!.. Fikrini almak!.. Fikrini sormak!.. Islâm’in siâri, en büyük alâmeti ezan konusunda bunu tatbik etmek... Degisik fikirlerden rahmet beklemek... Hepimize en canli örnek... Ne rahmet!.. Ne bereket!..

O, hicretin ikinci yilinda Bedir muharebesine istirak etti. Büyük kahramanliklar gösterdi. Mekke fethi günü Hazrec kabilesinin Hâris ogullari kolunun bayragini tasidi. Veda Haccinda bulundu. Hac esnasinda elinde bulunan hayvanlarini fakirlere sadaka olarak dagitti. Kendisine sâdece bir kisrak koydu. Cömertti. Kendisi sikinti ve zarûret içinde yasamayi tercih eder, mallarini Allah yolunda infak ederdi.

Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimizden ezân hadisini rivâyetiyle taninan Abdullah Ibni Zeyd (r.a.) alti hadis-i serif rivâyet etti. Hicretin 22. senesinde Hz. Osman (r.a.) devrinde 64 yaslarinda iken Medine’de vefat etti. Cenaze namazini halife Hz. Osman (r.a.) kildirdi. Cenâb-i Hak’dan sefaatlerini niyaz ederiz. Amin.


Tarih: 19:07, 24/4/2007 Kategori: Erkek Sahabiler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->